31 Mar 2011

27 Mar 2011

la lala rara ra dad dad da

malesef yeniden şehr-i diyarbekir den el- aziz e fırlatılan bir roket, bendeniz pişiuuwww
http://dersimtv.com/
sonracıma okul var
sonra elazığ işte işkence :P
şimdilik diyarbakır ra rar ra o beni prenses peri sanıyor -yok canım-
şimdilik deli saçması

http://www.prensesemektuplar.com/2011/01/george-orwell.html

http://www.facebook.com/Eglenceliyazilim
bugün de herkes bi link yağmuruna tuturdu imdattt ben elazığ a dönmek istemiyorum
bekle beni nusaybin


ölüler uyumaz- helim yusıv

effı brıest- theodor fontane -bu kitabın içinden otobüs bileti çıktı ayraç olarak yuppi bayılırım bu duruma-

hesse- knulp

maupassant- jules amaca

platon- timaios

platon- devlet

arthur rimbaud- dizeler

michael kohlaas- kleist

totem ve tabu- sigmund freud

beyaz geceler . uysal kız- dostoyevski

yaşlılık. dostluk- cicero

shakespeare- macbeth

doldurdum valize bakalım eşşek yüküyle kitap taşıyoruz ya götürüp okumayınca sıfatı haketmiş oluyorum
bu hafta bu hafta bu hafta ah kader ah kısmet ah yol ah yolculuk sarhoşluğu

her insan kendi hayatını yaşar, ve bir defa yaşar.. demiş abim bense hayatımın kafasını duvara duvara çarpıyorum...


sınıf arkadaşlarımın katy perry aşkı, katy'nin makyajsız hali ve kocasının çirkinliği bir sürü yabancı güzel görsel arama sen onları benden sor hayat kaos kaos ben ben hayat, saçlarımda mis gibi kokuyor biraz çocuklaşalım diye selena gomez biraz lily alen hayat acı mısın tatlı mısın sen
ne zaman görüşsek bu sen misin o ben miyim ceketim arkadaşımda kaldı hayallerim suya düştü başım dönüyor dünyanın başı dönüyor dünya kardeşim, kardeşinle konuştuk birbirimizi kıskanıyoruz sayende
hasret giderdim annemlerle şimdiden özledim insan olacam insan olmaya çalııyorum

tarlanın ötesinden geçen trenin alıp götürecekleri

bir şekilde varıyorum bu yere, kurak, sıcak, tozlu olan hep aynı duruşa sahip bir döngünün herhangi bir noktasında... yeşili artıyor şimdilik gecelerine insan sesleri karışıyor, otomobiller aynı huysuzlukla devam ediyor yollarına bazısı yolda kalıyor... bir zmarit fırlıyor gecenin içine yanağımı sıyırıp geçiyor kızılına şahit bırakarak beni belki herhangi bir çocuğa kızılı anlatacakken o kızıllık geçecektir aklımdan yolun karşısına geçiyorum.. merdienleri basık koridorlar karanlık duvar rengi nahoş.. yürüyorum ya elleri boynuma bağlanmış ruhum peşim sıra sürükleniyor kelimeleri ellerimi sarsıyor ne sorunun olabilir sorunun falan yok falan tabiki sorunum yok onların benimle sorunu var bu da benim onlarla sorunumun olmasıyla aynı kapıya çıkıyor hem sorunlardan bahsetmeyi kesmek gerek birbirimizi bu kadar duymazken altı üstü bir yalnızlık durumu başa çıkmamız gereken hem susma da ama.. bir merdiven daha çıkıyorum ne içinde deli divane bir mutluluk var ne de bir telaş o yüzden düşmeyeceğim kessin ama cümleleri avucumdan bırakıyorum boncuk gibi düşüyorlar bir şey hissetirmiyorlarsa en azından görüntüyü güzelleştirsinler.
yapmam gereken bir yığın saçma sapan şey var ama beynim de bedenim de red ediyor hangi birine söz geçireyim, bir köşeye yığılsam ne çıkar hem bir köşe de yok ya, ne bir kapı arkası ne merdivem basamakları..
eski kokuyorlar zaten yosunlar boşalıyor beraberinde sadece yosunlar, eskiden olsa bir okyanus neşesiyle akarlardı henüz inancım varken anlamı varken yaşamanın üzerinde bir sarayın kurulu olduğu bir dalım varken...
arkın hep içimde bir korku var diyor, her an hiç bilemeyeceğimiz bir acı alıp başını yüreğimize gelebilir başımızdan önce.. benim de var içimde hatta öyle ki gelmeyeceği varsa bile yüzüme kıyamayıp canıma kıymaya gelebilir zaten çoğu acı ikimizin kalbinden geçti...
bekliyorum diyor günleri sayıyorum çok özledim falan, ben özlenecek bir şey bulamıyorum ya da istemiyorum, izmarit ikimizi sıyırıp geçiyor..
sınavım var sınavım demek hayatımın belirsiz kısmını görmem demek oluyor tıpkı bir büyücünün küresine bakar gibi bakacaktır gözleri sorulara telaşlı ve sonrasında değişmiş gözlerle, dünya bir batıl inanaç gördüklerimiz asılsız bence...
bu eteği seviyorum diyor kısa ve geniş olan kot eteği üstünde daraltılması gerekiyor yanındaki; yanımdaki iyi bir terziden bahsediyor filanca yerde...
soğuk, soğuk olsun istiyorum soğuğu o zaman battaniye sarıyorum kendime iki büklüm olup yazı yazıyorum işime geliyor, soğuk, ben üşüyorum ama sen uyuma..
birileri mutluluklarını havaya uçuruyor ben penceredeyken önümden geçenler bir yağmura yakalanıyorlar istenmeden..
bülent ortaçgil gece yalanları nı söylüyor, ben bişey demiyorum susuyorum söyleyecek bir şeyim kalmadı söylenilecek biri de..
hiç birşey in yerini dolduramadığı şey her şey midir yoksa hiç birşeyin ta kendisi mi...
on binlerce kişinin sevdiği bir her hanginin hayranı olmak yaptığım en büyük salaklık mı şaçma düşünecek olursan onbinlerce kişinin sevdiği bir herhangi basit olmalı basit olan şey hayran olunacak şey olursa bu benim kendime yaptığım bir hakaret mi olur hani ben hep en iyisiyle -bu ben den kasıt ben olmuyorum-
biri kapıyı açıp uyku durumumuzu yokluyor ortaçğil kimseyi umursamadan şarkısına devam ediyor kolu sargılı kapı kapanıyor düşlerimin on tanesinden biri arasına sıkışıyor kapının şarkının sözleri koşuyor buraya doğru

Gece yalanları
Kendime söylediğim
Ben en güçlü, en güzel
En doğru zannettiğim
Gece yalanları
Bahçemdeki kuş gibi
İlk bakışta siyah beyaz
Yaklaştıkça mavi
Sözlerde yorgunluk belirtisi var
Şarkılar tamam ama gizli kapaklılar
Gece yalanlarım
Sağda solda ipuçları
İpin ucunu çeksen düğümdür çıkışları
Gece yalanları
Gece yalanları
Gece yalanlarım
Sana anlattığım
Derine indikçe kıpır kıpır
En değişmez zannettiğim
Gece yalanları
Bir aşk büyüsü rengi
Kendini bırakmak en büyük korku
Baş edemediğimizden belki
Düşlerdeki isteksizlik midir?
En açık seçik olan belirsizlik midir?
Gece yalanları
Sağda solda ipuçları
İpin ucunu çeksen düğümdür çıkışları
Gece yalanları
Gece yalanları

birine rastlıyorum mavi gözlü sarı biri iyi biri kendisinden bahsetmiş bir köşede bir yerde yolamız kesişmişti  öyle kenarda köşede kalmış aslında gereksiz bir durum ya neyse kalsın..
burnumda yaşam tütmüyor gerçekten ben mutluluk falan istemiyorum aynı ölcüde mutsuzlukta istemiyorum yaşamak gözlerime kaçıyor tüm görüntüler görmek istemiyorum duymak bilmek sevgi de istemiyorum aşkta kirlenmek zorunda kalan tüm durumlarıda def ediyorum hayatımdan ama inmemiş kapı pencere yok ki duvar bile mevcut değil şaka mı yapıyorum, saçmalıyor muyum, hayal mi kuruyorum, paranoyalarım mı yine ne bu ne bu ne ne ha ne

güzel bir iki şey yazmış bir sürüsü bu birileri de alıp başını gitti somut olan şeyler en etkin yanıltma aracı ya sürü olmak istemiyorum.
balkonumu özledim sandalyemi tahta kalemimi kalemtraşımı yani özlemlerime yalancı adlar takıyorum anlamanız gereken ya da anlamam..

sözler dizdim şarkı yaptım iyi de müzik, müüzik iyi mi ben iyi miyim?

kelebekleri seviyorsun çoğu şeyin de pembe nasıl bu kadar nefret ve öfke dolusun hani koyu renkler içermen gerekiyor diyor az önceki birilerden biri kelebekleri kendi irademle seviyorum ama tüm koyu renklere küsüm kırmızı başlıklı kız yüzünden kırmızıya karşı bir anti patim var asla sevmedim o kızı diğer renklerle sorunum yok ama pembe birazcık bile var olsa çarpıcı duruyor geç renkleri onlar da anlamsız benim için bir ayağı çukurda tüm hikayelerin, içim acıyor sebebini bırakıp biraz gülümsesen inanacağım sözlerinin gerçekliğine defol istemiyorum sesini sevgili boşluk...

iki elim arasındaki sıcaklık farkı bu bir elin nesi var böyle?

uzun, ince, kırmızılı biri uykuda rüyasına bir kelebek gönderiyorum, içerisi soğuk dışarda otomobillerin homurdanmaları içinde uyumayan insanlar bir hedefe doğru bazısı müzik içinde bazısı karanığın hepsini farlarıyla aydınlatamadığının hüznü..

yarın yola çıkacam ve muhtemelen ölmeyeceğim sarılacağız birkaçgünlük hasretleri geçireceğiz bir kaç günlük yalan yüz ifedelerini yüzümüze fırlatıp...

iyi geceler sevgili boşluk...
 

25 Mar 2011

şehr-i diyarbekirden el-aziz e genel bir bakış

karşımdaki manzara ve ordan kulaklarıma ulaşan şehrin gürültüsü beynimi yoklatıyor bana sevgili geçmişim kayıplaşmış bugünüm ve hala belirsiz olmayı sürdüren yarınım.
canım bri yaz gecesi çekti doya doya yıldızlara baktıracak tüm oyunları hatırlatacak bir yaz gecesi..
ya da yağmurlu bir öğle sonrası ince bir battaniye alıp damda üstü naylonla kapatılmış bir köşe yaratıp sokakta yaşayan insanları hissetmeye onların nasıl yaşadıklarını ani onlar olmaya çalışmayı denemeye..
bunlar benim anılarım tabi  yedi sekiz yıl öncesine ait yani on üçlü on dörtlü yaşlarda  şu an okuduğum şehir düşüncelerimi kısırlaştırıyor hiç birşe yapamasam dahi çatısız bir ev bulup rahat bir nefes alma olanağım da yok her şey sıkıcı ve bunaltıcı ruhumu sıkan
tbmm'nin oturuma ara verdiğinde çalan müzikle mest olunuyorummumum ay ne kadar severim politikacıları ne kadar canlarım biraz kötü adam göreeyim dedim

Her ne zaman/kendim için/yok kim için olacak/bir bardaga/su/koysam//aklma hemen /bir hap/gelir/su/isteyen//nedir ki /su tek basna/..su tek basina_ernst jandl #)#D

24 Mar 2011

öyle eksik ve öyle ...

bilmem kaçıncı anlayışı oluyor bilemiyecek ama koca bir sıfır içi boş içi bilmiyor belki buharlaşmış ya da kayıp..
kaybettikleri için üzülüyor değil kaybedilme zamanı gelmiş kayıplar hepsi ama içinde paramparça edilmiş kendisine ait olmasa da acısını çektiği her şey  canını acıtıyor..
eskiden böyle değildi,  şimdi sıfırı tüketmiş tekrar, hayır hayır tekrarı olamayacak durumlar söz konusu.. aynı sınıftan erkek arkadaşlarıyla sohbet edince iyiden iyiye anlıyor bunu,  eskiden her türlü sporu severdi, formula1, nba maçlarını izlerdi, at yarışı izlerdi, wimbledon falan. araştırırdı okurdu düşünürdü hiç bir durumu önemsemezdi olumsuzluk adına ve asla bir şeylere sahip olmak istemezdi mevcut durumumdan zevk alırdı bir sürü bişey yapardı ve zaten şu an hiçbir şey hatırlamadığı için beynime düzensizce uğrayan mutluluk ve mutsuzluk halleri olmazdı..  sonra iki şey değişti hayatında aslına bakılırsa arada büyüyor olsını da eklersek üç şey ama ben pek kişilik olarak bir değişime uğramadı hiç sakin, şiddet karşıtı, kedi seven kırılgan biri... kafası iyi çalışırdı ve canı sıkıldığında hiç bir durum  dünyayla bağlantısını kesmesine engel olmazdı iyi de bir hayal gücü vardı tuhaf biri hep öyle bilinirdi bir dönem hayatındaki her şey dibe vurdu bir kadındı genç bir kızdı bile değil bir çocuktu ufacık elleri küçücük tek başına hayata tutunamayacak kadar küçük, içler acısı olmadı ama hiçbir zaman bir de gururlu ki ne dostlarına küstü birer birer büyüdükçe savaştı toplumla şavaştı zamana karşı savaş verdi dünya karşı savaş verdi bir zaman sonra bir yanı savaşçıya kesildi bir yanı yenik her yönüyle zayıf iyi bir savaşçı, şavaş ona sevgiyi öğretti gerçek sevgiyi karşılıksız katışıksız ölesiye saf sevgiyi çocukları sevmeyi haklının yanında olmayı zayıfın yanında olmayı yardım etmeyi çocuk kalabilmeyi am bir türlü öğrenemedi  ya da yapamadı kafasını toparlamayı zayıflıklarından kurtulmak dururken onları sevmeyi terketmeyi ve kabullenemedi aldatışları, yalanları kimse kimseye mahkum değildi de herkes birbirini aldatmanın peşindeydi ne yazık.. yolculuğu sevdi, ağlanılacak yerin bir omuz olmadığını gözyaşlarının kalbini temizlemek için boşaldığını ancak ortada temiz ve kapanmayan bir yara durumunun da pek o kadar acıyı azaltmaya etkisinin olmadığını da bildi omuz da burdu aslında ağladıda ama bıraktı kendi sessizliğinde ağladı bir çok kez öldü bir kez doğmuşken ama her seferinde her anında yaşamın yine de onurlu bir savaşçıydı gittikçe zayıflasa dahi.. bir kadındı saçları örgü görmemiş öyle darmaduman hem acı içinde

23 Mar 2011

Bir Kardeş Mavi… (Canı Cehenneme!)


Canı Cehenneme rahat rahat uyuyanın
Kapısını örtenin Perdesini Çekenin
Canı Cehenneme Yüreği Yalnız Kendiyle Dolanın
Duvarları Ancak Çarpınca Görenin

...Orda Dağlarda Birer Birer Mezarlık
Bulutlar Kan Salkımı Sular Toprakta Düğüm

Canı Cehenneme
Camlarında Paramparça Cesetler Uçarken
Dünyayı Tüketenin Canı Cehenneme
Canı Cehenneme
Ölüm Hücrelerinde Umutlarım Sönerken
Aşkları Tüketenin Canı Cehenneme

Canı Cehenneme Başkasının Yangınıyla Isınanın
Evini Isıtıp Yemeğini Pişiren
Canı Cehenneme Başkasının Üstüne Basa Basa Yükselen
Oturduğu Yerden Ahkam Kesen

Orada Evler Oda Oda Kanarken
Burada Yeşerinin Canı Cehenneme

Bir Gün Elbet Bir Gün Elbet
Örter üstünü Bu Ağır Yanlışın
Sevgiyle Yalnızca Sevgiyle Büyüyen
Bir Dal İncecik Bir Simli Gülüş

Bir Kardeş, Bir Kardeş Mavi…


Şükrü Erbaş

22 Mar 2011

Gecesel Su


 

At gözlü bir gece titrer geceleri,
su gözlü bir gecen var senin uyuyan toprakta
titreyen at gözlerinde,
sır dolu sulardan yapılı gözlerinde.

Gölge suyundan gözler,
kuyu suyundan gözler,
düş suyundan gözler.

Sessizlik ve yalnızlık,
ayın taşıdığı iki küçük hayvan,
içerler bu gözlerden,
içerler bu sulardan.

Gözlerini açarsan,
açar gece yosun kapılarını,
açar kendini suyun gizli ülkesine
ve gecenin ortasından çağlar.

Ve kaparsan gözlerini,
bir ırmak doldurur içini,
kör, suskun bir dalga atılır ileri
ve karartır seni:
nemlendirir gece ruhundaki kıyıları.

Octavio Paz

uyuma planları yatan uykusunu isteyen tanrım uyku duasına çıkan uyku gel buraya olan

bu bahar yağmurları da hakaret gibi yağıyor o ne ki bence bulutlar bize resmen tükürüyor diyorum baksana bu yağmur mu bunu yağmur sayamam hani bulutlara bir hava ver bir duygu ver bir romantizim ver ver nereye kadar bahar geldi mi çıldırıyorlar o yüzden şemsiyenin altına girmeyi kısa bir süreliğine kabul ettim ama o manzara yokmuydu o manzara bulutların o doğurgan duruşu güneş batmaya doğru bulutların arasından haylazca gülümsüyor ben de elimde elma yaylana yaylana yürüyorum


içimde kafamda her bir hüçremde bir acı kımıldıyor ama bu demek değildir ki ıslak bir banka oturamıyacağım oturuyorum hafiften ıslandığımı hissediyorum küçük küçük damlalar boş park



  • sen bir kez bana yanarak ölmek istediğini söylemiştin o anda benim yüzümdeki ifade gerçekten görülmeye değerdi
    şimdi ise trafik kazasını tercih ediyorum kim bilir ne kadar abarta abarta anlatmışımdır ama ben ölmeliydim yıllar geçti ben yaşıyorum, bulutlar bile tükendi onca güzellikleriyle ben anlamıyorum hal hala yaşıyorum bu beni tüketiyor artık üzülecek bir parcam acı çekecek bir parçam kalmadı yemek yerken bile kaşık elimden düşüyor herşey anlamını kaybetmiş bir halde kimsenin samimiyetine inanmıyorum inandıklarıma da inanmak istemediğimden uzak duruyorum
    yüzümde binlerce ölü var ve gözyaşlarım ölülerden hiçbiri kirli olmamalı ölü olsalar dahi, hayır! gözyaşlarım ölü yağdırıyor içimden kopan ölüler içkanama geçirmiş hepsi gözü yaşlı ölüler
    beceremedim ne bir işe yaradım ne de onurumla ölebilirdim boğazımdaki yumruğumsu gerçek benim çırpınışlarımın acı çekişlerimin bir anlmı mı vardı ki , ellerimin deli gibi titremesinin bir kaşık tutacak kadar gücümün kalmayışının eksile eksile dişimi sıkışımın bu gidişat tümüyle yanlış..

20 Mar 2011

bir düş görmeye gidiyorum

19 Mar 2011

Açık Radyo

KENT BAHCELERI PROJESI ... :) ... paylaşasım tutu bu aralar

Kendin yetistir kendin pisir

Yeryuzu Dernegi, Istanbul'da terasina veya bahcesine kendi kent bahcesini kurmak isteyenlere yardimci oluyor. Projenin amaci Istanbul'un cesitli semtlerinde kent bahceleri kurmak. Bu projeyi Yeryuzu Dernegi tamamen kendi imkanlariyla yapiyor. Herhangi bir kurumdan hibe almiyor, tamamen gonulluluk uzerine kurulu bir calisma agi, emek, inanmislik ve fazla fidelerini veren koylu yardimseverlerin katkilariyl a.

Dunyanin pek cok kentinde, milyonlarca insan mutfaklarindaki sebze-meyve ihtiyacinin bir bolumunu, hazirladiklari kent bahcelerinden sagliyorlar. Bunu mumkun kilan; kucuk bir arka bahce ya da buyuk bir balkon-teras.  Kanada'nin Montreal kentinde 11 bin kisi gecen yil onlarca ton meyve-sebze uretti. Kuba'nin baskenti 2,2 milyonluk Havana'da, sehirlilerin tukettigi besin maddelerinin % 80 i kent bahcelerinde uretilmis. Cin'in en buyuk sehri Sanghay'da 2500 kilometrekarelik alan yine kent bahcesi. Moskova'da yasayanlarin ucte ikisinin kent bahcesi var.

Sehirlerimizde yasayan insan sayisi, yildan yila daha da artiyor. Bir zamanlar ulkemizde, nufusun buyuk bolumu koylerde yasarken bugun % 70 i sehirlerde yasiyor. Sehre gelenler sadece bedensel olarak degil, zihinsel olarak da oylesine hizla koylerden uzaklastilar ki, bugun domatesin agacta yetistigini sanan cocuklarin buyuk bolumunun anne-babasi ya da ninesi-dedesi koyde tarim yapiyordu.

Bu yabancilasma buyuk bir ivmeyle artarken, Orta Amerika'dan gelen muzlari yiyor, Britanya'ya elma gonderiyoruz. Gemiler-kamyonlar-ucaklar artik meyve ve sebzeleri sehirler-ulkeler derken kitalar arasi tasiyorlar. Bu tasimanin birim maliyeti azcik kalirken, atmosfere yolladigimiz fosil yakitlarin iklim degisIkligine maliyeti cok yuksek oluyor. Doganin dongusel yasami, yagislar, gocler, yaz-kis ayrimi, buzullar ve yabani hayat, geri donulemez sekilde tahrip ediliyor.

Proje hakkinda detayli bilgi almak ve bir bahceye sahip olmak icin http://www.yeryuzudernegi.org/kentbahceleri.asp adresinden Yeryuzu Dernegi'ne ulasabilirsiniz.

18 Mar 2011

küçük not defterindeki anlamlandırılmış çizgiler sürüsü; bana böyle gelenler sürüsü

insan bulunduğu yerden rahatsız olduğunda ya da başka yerlerin düşünü kurduğunda gözleri gökyüzünde olur.
    ben de son zamanlarda hastalık derecesinde, bir takıntı; saplantı gibi yürürken yere değilde gökyüzüne bakıyorum, evlerin çatılarına takılıyor ruhum.
teras katlı binaları diğerlerinden ayırıyorum, en üst katta yaşayanların ne dercede normal olduklarını düşünüyorum, ne bileyim öyle işte.
pencereden gökyüzüne bakıp kuşları umursamadan, ağaçların çıplak dallarının arasına gökyüzü dolduruyorum. gökyüzü bir sonsuzluğu barındırdığı için sorunsuzca düş kurabilirim, ki bir yüzdür sonsuz bir yüz. ruhu atmosfere yerleşmiş, ruhu gözleri olmuş gözlerine doyamadığım bir yüz en kuytusu
dünya sanki bu varlığın orda ağlamayı seçmiş gülmeyi sevmeyi bilmeyi zamanla tükenmeyi
. acaba güneşte yaşasaydık nasıl bir psikolojik durum içinde olurduk, aşırı derecede tutkulu mu yoksa saçlarımızın yanık kokusu içinde acayip hallerde mi?
çocuk eğitimevinin bilgisayar laboratuarında kimbilir ne derece eksikliklerin içinde kendi eksikliğimle, hüznümle, umutsuzluğumla bir şekilde beraberce aynı gökyüzüne bakıyoruz..
çocuklarla belgesel izliyoruz, kimin aklı belgesldeki, hepimiz onca yitirilmişliğin içinde ben gökyüzüne çekip giderken, bir kaç çocuk müzik dinliyor.. popüler  kültürün yalancı ve vurdumduymazlığına gömülüyor kafalar, ben ne yapayım peki suya tahammül edemezken kafamı gömüp nefesime veda etmek için?
halen göğüs kafesim  hayatın ritmini tutturuyor, saklamaya çalışıyorum ama ellerim durmuyor. azap içindeyim.
çaresizlikten nefret ediyorum , en çok başıma dert olmuş kavram tahammül edemediğim bir işkence.. ne yapsamki?

hayvanlar aleminin hayvan olmadığını savunan insan türü.. tür cins familya  takım  sınıf şube alem yanlış değilsem sıralama böyleydi işte biz o alemin en rezilleri, en ahmaklarıyız her kademenin, yeryüzünün, tüm varlıklar içindeki en ahmak var'ız. iyi şeyleri bırakıp kötüyü seçmekten zevk alan ahmaklar.. gçkyüzü ağlayabilir birazdan
çocuklar gelişimizden mutluluk duyuyorlar. bu durumda gidişimiz üzüyordur ama en azından hiç olmamışlığımızdan daha iyi bir durum.
biz galiba iyi insanlarız..
of canımı sıkıyor çocuklar ve suçu bağdaştıramıyorum, hele e tipi cza evindeki bulunanları düşünemiyorum bile, buradakiler en azından dışarı çıkabiliyor, bazıları dışarda çalışıyor.
önümüzdeki sene e tipindeki mahkumlar için aynı projeyi yürütmeyi düşünüyoruz bunu geçici olarak eğitim evinde çalışan psikolog önerdi kadın ya da çocuk mahkumlar için yapmayı planlıyoruz, bakalım artık içimi ısıtıyor bu proje, içimizi..
gözlerim tül perdeyi sıyırıp geçiyor gökyüzü çok az hatta hiç yoku veriyor bana, yok işte hayat..
ve işte everest dağı
ve işte telli turnalar, kar..
işte koca bir yokluk
doğa
deli deli bulutlar
nefes kesicilik
kendimden kurtulamıyorum
yaşamın her yerinde olan yaşam savaşında en güçlü olacağım an ölüm anı olacaktır galiba, o anki halim nasıl olur acaba, nasıl bir ölüm bekliyor beni? sanırım pek iç açıcı olmayacak, bunun olmaması için çok çabaladım, tükendim ama tam anlamıyla başarmış sayılmam çünkü tek başıma ölebilirim ama tek başıma başaracak gücüm kalmadı.
kalem mi içimdeki, koca bir gökyüzü mü, karalayıcı bir ölüm mü? ben mi çok karamsarım tablo mu çok karanlık biraz körüm belki ama kör müyüm?

çocuk dünyanın en büyük mutluluğudur
f. m. dostoyevski

eğitim, çocuğu sevmekle başlar.
emerson

çocukları seviyorum...
                                                       

                                                                                 :)                      http://www.imdb.com/title/tt0117073/

17 Mar 2011

cadı olduğunu hatırlayan kendine normal sanan saman sarısı düşleri mor saksısı olan mor kaptanlıktan istifa etmiş zat-ı halsiz

hah hah kimse beni tutamaz kısıtlayamaz ilgilendirmez ve susturamaz dediğime bakmayım toplum öyle bir toplum ki hani zararsız olmanız bile yetersizdir tamamiyle bir salak ve geri zekalı halinde sırıtmanızla beraber kendizisi sonsuz huzurlu hissetmenizi ister hatta canı sıkılır diye bunlar şunlar diye ayırır da birbirine kırdırır biri birinizi..
hal inanamazsın otuzuma geldim sigaram ağzımda
hala aydınlık yüzün
gölgen hafızamda
la la laaaaaa
yok daha doğrusu aaaa aaa aaaa aaa
düşler serisinden bir kıtaya daha ayak basıyorum ne zaman evde tek başıma kalsam hayatımın dönüm noktalarından birini yaşıyorum bu akşam başıma ne gelir bilemem ama akıllı durabilirsem tercihim akıldan yana olacak ama sade akıl asla mantığı işin içine karıştırmamaya niyetliyim artık olduğu kadar:P
  neydik ne olduk un sonucu kek evet hemde en ıslağından en ayvalısından ayva ki benimle özdeşleşmiş bir meyve
müjde depresyondan çıkmama az kaldı kalp ağrımda geçti hade bize gidelim
gel bize gidelim unut dertleri bu gün
belki yoluna kor bi demli çay her şeyi
günahım olsun günahların
sen ağlayınca ben ağlarım
biz iki dost, biz iki yanlış yanyana...

biliyor musun çok yanıldım benmasal sandım geçmişi
söyle bana söyle yoksa aşk mı bu
aşk yerine gördüğümüz düş mü bu


gel bize gidelim yau kimse yok bu durumda hayal edip hayalet tirmek ve korkmak lazım
tek ihtiyacım olan biraz sessizlik ve yaşam o zaman yeniden yazabileceğim nasıl ki yazmadan yaşanmıyorsa yaşamadan da yazamıyor bu velet, yazdığımda yaşıyor olduğumu göreceğiz ve biraz yaşam kokusu var sanki...
cadı halimi mi süpürgem olmasa da kıyafetim var süpürgeyi de gezegen dışından getiririm diye düşünüyorum yani saçmalıyorum bi ara..
south park mı izlesem yoksa The Big Bang Theory mi ? bilemedim

..

planları alt üst olmuş bir halde yine de en azından korku tünelini anımsatan evde tek başına kalakalmış bir korkusuzu oynayabilecek cesareti gösterebiliyorum galiba -hah bu benim su-i zanım - blog yasağı kalkmış falan ben hala hastalığı geçirmedim falan tapılası yer olarak tarafımdan tabir edilen evime de gidemedim ama yenidennnn kitap okuyacak kıvama geldim ve sanırım yazın beni çağırıyor karmakarışık ama güzel kokan bir serüvene mi atlıyorum oo hayır ama en azından şimdilik bana güç veren bir durum söz konusu olabileceği gibi halen içimde bir kırgınlık ve belki ellinci defa otobüste aynı cümleyi söyledim ve söyleyecem keşke yol hiç bitmese ama alternatif çözüm olarak henüz bir yol bulamadı arkadaşım o bulmak zorunda yoksa elli birinci defa kafamı omzuna yaslayıp yolun sonuna doğru keşke yol hiç bitmese diyecem.. keşke hayat bir yoldan ibaret olsa ve birbirimizi üzme fırsatı bulamasak en sonunda bir kazada can versek kanlar içinde

16 Mar 2011

yaşıyorum gürül gürül kaç gündür, diyebilir miyiz?

maalesef hastayım kendime dikkat etmediğim için bedensel olarak çöktüm neyse doktor falan yine iyileşmeyi seçtim sürünmektense..

zavallı cık cık cık

değil ayaklta durmak oturamıyorum bile.. kendimi hurdaya çıkılası bir halde buluyorum..
arkadaşımın erkek arkadaşı ne zaman ayrılsalar yasi araları bozulsa -hep arkadaşım bırakır:)- intihar girişiminde bulunurdu trenin önüne mi atlanmazdı ilaç mı alınbmazdı yüksek dozda bilmem kaçıncı katın balkonundan mı atlanmazdı sonuç olarak kaç canlı olduğunu saymadım ama henüz yaşıyor ama benim dilimden kurtulamaz artık kızım bu çocuk hurda derdim sonra ben ona o bana hurda der oldu hurda nasıl hurdaya selam söyle falan günümüze baktığımda tek bir hurda görüyorum ben ben ben neyim var henüz keşfedemedim ama tek bildiğim psikolojik olduğu onun için pek önemsemiyorum çok nazlıyım belki belli etmem pek ama bir ağlamaya başladım mı kırk yılda bir olsada artık beni durdurabilene aşk olsun :P her neyse uykusuzluk iştahsızlık yorgunluk ve soğuğu toplayınca geriye hastalanması gereken bir kişi bulmak kalıyor o da benim. neymiş kendi sorunlarımı kendim çözermişim de ezbere yaşayamazmışım da yok bilmem ne karın ağrısı evet karın ağrısı mide bulantısı yorgunluk tüm yorgunluğun üstüne sen misin masa tenisi oynayan böyle olursun işte gözlerim kafayı yemiş gibi asabiyet had safhada dersleride asmak zorunda kaldım gittiğime de arkadaşım sağolsun hocaya rezil etti beni neymiş  kız kendini aşırı derece3de zeki sanan bir aptal öff altı üstü hocayla aramız iyi diye salak neyse yanına bırakacak değildim hasta masta artık kimseyi çekemem çok zor değilk bir iki yerine oturturacak söz söylemek benim adım arzu diye kırmızı kalemle imza atabilirim hah hah ha tanrımm belki bunlar son yazdıklarımdır :D her neyse kötüğye bir şey olmaz sabahtan akşama oturup bile değil uzanıp filmlerin tadını çıkarıyorum yaşasın hastalık, tabi arkadaşlarımın itinayla hizmet etmelerini dfe unutmamak lazım offf çok hastayımmm :P

14 Mar 2011

JENNY'YE / Karl MARX



I

Jenny! Gülerek sorarsın
... Neden şarkılarım "Jenny'ye",
Yalnız senin için yüreğim hızla çarparken
Şarkılarım yalnız senin için ağlarken
Yürekleri yalnızca senden esinlenirken
Her hece söylerken yalnız senin adını
Alırken her ses yalnız senden tınılarını
Soluklarım Tanrıça'dan atmazken adımını.
Çünkü sevgili adın öyle tatlı çınlıyor,
Bana neler söylüyor onun uyacıkları,
Dopdolu, çeşit çeşit sesler yankılanıyor,
Uzaklarda titreşen Ruhlara gider sanki,
Altın telli Sitern'in dalgalanan uyumu,
Bilinmeyen, güpgüzel, tılsımlı birşey gibi.

II

İşte! Binlerce cilt doldurabilirim,
"Jenny" yazarak yalnız her satırına,
Gizleniverir yine düşünceler, duygular,
Sonsuz yapı, mutlak İstenç, dizeler arasına,
Taptatlı dizeler ki yumuşacık özlerler,
Bütün ışımaları Esîr pırıltısını,
Kutsal sevinci, korkunç kederin acısını,
Benim olan tüm Yaşam ve Bilginin tadını.
Yukarlardaki yıldızlarda okuyabilirim,
Zefir'den yankılanıp geri gelir o bana,
Kuduran dalgaların uğultusundan gelir.
Evet, nakarat gibi yazabilirim onu,
Görebilsinler diye gelecek yüzyıllara -
AŞK JENNY'DİR, JENNY DE AŞKIN ADI.


1836

Karl MARX

Çeviren : Barış PİRHASAN

bir hapşuruk kadar bile kalmamış enerji

kumarbaz oldum galiba zaten nerede olmamam gereken durum varsa içindeyim sonum dostoyevski gibi olsa iyi ama nerdeee
dün gökyüzündeki benim ay'ımdı sadece benim ay'ım işte orda ban gülümsüyordu bende sonsuzlaştırdım (yalan buna sonsuzluk denilemez ki) fotoğraf çektirmektense mevcut anı yaşamayı tercih eden bir insanım doğa hep güzel güzel hep güzel ha tabi bunu profesyonel birinin yapması ayrı bir mesele ama ben yapacaksam düşük piksellisini tercih ederim genelde daha bulanık ve boşluk doldurulası

ateşte

benim ilk masal diyarımdı o köy dayımların yanına giderdik yazın, annemler çalışırdı ama ben daha çok küçük olduğum için keyf yapardım tüm manzarayı içime alırdım, düşlerime girerdi..
tepe şeklinde bir kalesi vardı, kalenin yanında bir orman vardı arkada bir göl yandada bir göl.. gölün biri kaynak suyundan beslenirdi ve balık kaynardı, bir sürü de yengeç olurdu ki bir defasında kocaman bir yengeç görmüştüm, köyden geçen yabancılardan bazısı yengeç pişirirdi ateşte bizse gölün kenarına bir havuzcuk oluşturur oraya balıklar girince de ağzını kapatırdık sonra da orları bir güzel pişirirdik. bu benim ilk yemek deneyimimdi beş altı yaşındaydım.. sudan ödüm kopardı diye bir kayaya oturup içini seyrederdim tabi o zamanlar kurbağaların başkalaşımından haberim olmadığı için göldeki küçük tuhaf hayvanları hiçbir şeye benzetemezdim balık sanırdım ama çok çirkinlerdi..
tepenin arkasındaki göl çok korkunç gelirdi çok derindi ve müthiş bir manzarası vardı, içine düşmekten korktuğum için pek yaklaşmazdım ama çok etkileyiciydi ne acıdır ki duyduğuma göre kurumuş şimdi.
içine saklanılmak için insanlar tarafından oluşturulmuş tepe tam bir gizemdi bir defasında kuzenimde elimizde çekiç kazıya çıkmıştık bir testiyi tutum  bir heyecanla ama dibi yoktu ah ne hayal hazine bulacaktık hah hah tabi bulamadık düş işte ama bulan varmış bir zamanlar.. içinde mezarlık falan olan kısmı vardı, köye tarihi eser kaçakçıları gelirdi köylülere buldukları karşısında halı falan satarlardı.. rüyalarımda içine girmeye çalışırdım kalenin.. çok hoşuma giderdi başımızı alıp giderdik sonsuz düzlüklere.. bir aile vardı orda onların çocuklarıyla arkadaşlık kurardım pek hatırlamasam da oldukça güzeldi.. geçenlerde karşılaştım içinde öylece kalmış ya da içimizde çocukluk arkadaşlığımız pek bir heyacan vericiydi ve işin güzel yanı şu an bulunduğum şehirde bulunuyorlar..
böyle içimde bir yemek yapma tutkusu kabarınca beynimde anılar mı canlandı nedir işte hatırladım ha bir de dayımlarn hindi yavrularının kafalarını suya gömüp boğduğum söylenir sadece bir söylence olmasını temenni etsemde ne zaman bir hindi görsem sinsice gülerim ama hiç öyle sinsi falan değilim..

12 Mar 2011

dengesiz

beni aldattın, bana yalan söyledin.. oysa herşeye dayanabileceğimi sanıyordum her şeye rağmen sevebileceğimi ancak tükenebileceğimi unutmuşum
oturup aldatışlarını mı izleyecektim kendimi tükete tükete acı çeke çeke ahmak gibi evet ahmağım ama tükenmiş olan bir ahmak oturupta beni tüketişini izledim benimle dalga geçer halini izledim
bile bile yaptım ama bu durumun üzerine bir sevginin varığından bahsetmeni de duymak istemedim o zaman ikinci kez ölürdüm ve ben ölmek için daha çok yaşlıydım hadi bakalım sür sefasını elindekilerinin ve aklının insanları aldatabilme özelliğinin
ama benim yıllar yılı göğsümde sıcacık tuttuğum, koruduğum şeyin parçalanmasını görmüyor olman ya da umursamıyor olman dah da kötüsü zevk alıyor olman benim yokolmayacağım demek değil ki..
senin damlalarınla kirlenmiş kitreyi döküyorum ruhuma tekne bomboş ama ruhum kirli kalacak kirli bir rengarenklik ayaklarımda fışkıran kendi kanım üzerimde kirli bir renk cümbüşü ne anlamım var işkenceden başka..

her şey çoktan parçalanmıştı çoktan bir işe yaramazlık halinde bir hikayeyi anlata duruyordum, hoşuna gidecek cümleler mi bekliyorsun yapmak istediğim şeyin herşeyi kendimle beraber havaya uçurmak olduğu durumda içimdeki tüm sevginin beni zehirlediği halde sevmeye devam edişime aldırmadan kendini düşünüşüne dokundukça ben daha çok bencilleşmeninn elimi parçalayışının acısını çekerken sırtını dönüşlerin

ahmağım ben hala bir ahmak..

10 Mar 2011

yazık oldu

sorun her ne idi ise yazık oldu suçlu her kim idi ise ne önem mi var?

9 Mar 2011

şemsiyesiz gözyaşları

pet bardağa bulaşmış öğrenci işi rujlu bir yazı bu içtim birr mikta, bir miktar da gelip geçiciydim..
henüz yüzünü yıkamış olmasına aldırmadan bıraktığım onca öpüşlerden farklı..
bitki çayı ve pencere pervazı..
sırtımda binlerce yıldız

baktığımda eksikliğini gördüm gerçeğin suratında seni

içime bak kendini göreceksin
gövdesinde yeşil yosunlarla duran yapraksız bir ağacı, yüzümde karşılaştığın duygular ya da damarlarındaki kanın akışında sürüklenen hormonların yaratacağı etkide aynı. biraz daha melatonin almaz mısın dudaklarımdan. bana bak bir kuyuya bakarmış gibi içime ay düşmüş gibi seninle bir sorunum  yok sen varsın ben varım ve onlar var yalnızca biz yokuz bizler var ve sen sen beni yaralama hakkına sahip değilim ki ben de sütten çıkmış ak kaşık değilim
bana bak hayatımdaki kurutulmuş kelebekleri duydun mu hiç, bahçemizdeki çiçeklere konunca yakalardım onları ve eskiden bahçemiz çok güzeldi, çokça kelebek gelirdi arı olurdu, kedimiz vardı ve bir muhabbet kuşumuz. bana bak koruduk kuşu kediden ama kedi öldü tıpkı senin ölüşün gibi tıpkı o yosunların sarmaktan zevk aldığı kuru ağaç gibi.
bana bak mevsimler nedir benim için mevsimler sararmış otlardır ne cesur ve çıplak ağaçlardır ne de bulutların üzerimizden geçen adımları. bana bak müzisyen bir sevgilim vardı ama midemi bulandırmamaya yetmedi ritimleri ve bir yalanı hakketti ve ben yalanı hiç çaktırmam ama eğlenceli oluyor
bana bakıyorsun ya kafamdaki kırk tilkinin sana saldırası var. eğer kusmak gibi güzel bir eylem olmasa seni iyice içimden attığımı ya da atma isteğimin olduğunu nasıl keşfedebilirim, öyle durma da bir peçete uzat.
peçetede kan izleri, dudağım kanıyor, tatsız melatonin kokmadan öylece biraz östrojen. bana bak görüyormusun saysak herşeyi tüm hormonları off lanet olsun diyorum bazen hormon ürünümü yaşanılan herşey bir ilaç örneğin cipraleks mutlu ediyor adam yahu ediyor ya boğazını sıkıyorlarmış gibi oluyor.
bana bak kar olamamış yağmur damlası gibiyim ya da bir kuşun kanadıyla göğe çıkmışta kanada tutunamayıp paramparça olmuş su damlacığı. bana bak bir arkadaşım vardı konuşmalarımızın yarısı sövmekle geçerdi sinirlerimi bozardı ben felsefe yapardım o okuldan atılmış bir felsefe öğrencisiydi hayatımda en sevdiğim sohbeti evlenince karıcığının kıskançlık krizleriyle sona erdi karısına da sövmek isterdim ama kadınlar ah kadınlar bir kısmını diri diri gömmeli.
bana bak kusasım ne de çok kullanır oldum çünkü içimden boyuna kusmak geliyor e sende tetikleyince, ama bir saniye uzak dur benden.
bana bak ölmek beni hiç korkutmadı çocukken ablamı eğlendirmek için korkuluksuz merdivenden kafamı sallamıştım bakar mısın düşmüyorum deyip sonra küt diye düşüp yuvarlanmıştım, arkadaşlarıma küstüm diye duvarın kenarından gözlerimi kapatarak yürümüştüm de kanlar içinde kalmıştım onların bak düşeceksin sözlerini kulak arkası ederek.
beni anlayamazsın bu dediklerim dört yaşımdaki olaylar ve hala aynı inatçıyım sevdiklerim için kendimden kolayca geçerim ve küskün durmaktansa ölmeyi tercih ederim, suçlu olmak karşımdakinin zoruna gidiyorsa ne yapar eder suçlu konumuna koyarım kendimi hikayeler anlatırım bok gibi anlamazsın.
bana bak üşüdüm ya hala çenem çalışıyor. acıktın mı, yemek kokusu tükürük salgını mı artırdı, miden bir hazırlık içine mi girdi gerekli organlar uyarıldı mı? işte başka bir nokta bedensel ihtiyaçlar vücutta uyarı yapar ruhsal ihtiyaçlar da fakat iradesel ve içsel durumlar uyarı yapmaz bu noktayı yakaladın mı. tabiki birbirleriyle direk bağlıdırlar fakat biri diğerinin önüne geçmemeli.
bana bak ipin ucunu yine kaçırdım. bana bak mutlu olmak kadar ucuz bir numara yok, istediğim anda mutlu olabilirim bunu biliyorum ya da yapabiliyorum, istediğim duygu haline geçebilirim altı üstü bir şey için karar verecem ve hem artık olağanüstü bir durum olmadığı için duygularımı etkileyecek, iradeyle sevilemiyor, bende dengesizce salakça ahmakça büsbütün seviliyor... hadi git..
yazılarım en ucuzundan peri tozu ama benim oldukları için seviyorum zaten kimsenin üzerine üfürdüğüm yok kendi üzerimden başka. bana bak ne güzel bahar geldi falan diyor insanlar ama alerjim var polen molen canıma okuyor da işler yoluna giriyor hayatımda hissediyorum bir şeyler bana geri dönüyor içimde kelebek olmayı bekleyen tırtıllar yumurtalarının kabuğunu yokluyor. hayatım büyük bir karmaşa çok yoğun, kalbim kırgın bir haylaz aklı başında durası yok burnunu her kalba mi ne sokuyor off deli ediyor beni. tekrar tekrar aynı şeyleri yaşamaya epey alıştım sürekli kusuyorum ve yeniden yaşıyorum diye sorun yok yani adapteolabildim.  anlatacaklarımın hep aynı şeyler olduğuna eminsin artık ama hiç biri gerçek hikaye değil ki içinde ne olduğu belirsiz bir resimim kendimi öylece boyadım anahtarım da yok ama saç tokalarına karşı hassas bir resim ansızın açılabiliyor. gülesim geliyor herşeyin üstüne kusmuğa çıkacak adın.
ha bir de bakar mısın bana bir bardak süt bir de kurabiye, bu da içimden dışıma akan cennetliklerden. hiç bir durum ve insana tapmam, sadece içimde iğrenç durumlar kalmayana kadar adını anarım hepsi bu, bu da sadece kulaklarımla duymuyor olmam her şeye sormalıyım gerçeği. küfretmeyi özledim ağız tadıyla. ben aradığım şeyi biliyorum ve ne yazık ki henüz bulamadım, ama kokusunu bile duysam o mu diye canım çıkana kadar peşinden koşmaktan vazgeçmeyeceğim. artık yazamıyorum yazmaya ayıracak zamanım yok ve düşüncelerimi yetişemiyorum üstüne unutkanımda ama dudaklarımın içinde gezinen hikayeler anlatıyorum kendime kulaklarımın içene dolan ruhumda çırpılan hikayeler, hep çarpıttığım sonunda. ben söylerim kendime ruhumdaysan duyarsın kelimelere sarılınca edepten başka ne olabilirlerki bu denli ahlakla hem birşey bekleniyor diye olmak zorunda değil hatta olması yanlış olanı oldurmalı sadece hiç umursamadan dil çıkararak hatta ya da teselli ederek ama yapmalı. son olarakta biliyorum ki bulduğum aradığım olmayacak bulmak için değil aramalarım içimde gezindiğini görüyorum ayak izleri kalbimin atışları ve o herhangi biri ve ben onu arıyorum bulunca aramadığım onu. bu kadar uzun değilim ben zaten bu kadar diye bir durum yok parça parça tüm yazı zaten sahip olduğum şeyleri bunları sev diye sunacak kadar tiksindirici değilim ki o yüzden ruhum herşeyden arınmak istiyor beni rahat bırak ve gör bir arınma daha yaşanmış olacak bu durumda üstelik yalan büyük bir kirdir eğer kalbi kirletenlerdense ya da kalbi kirlilerden. sevgiler hissediyorum şimdilerde daha çok arınıyorum, daha güzel konuşuyorum gözlerim güzelleşiyor her ne kadar fotoğraflarda kırmızı çıkmak gibi bir hastalıkla boğuşsalarda yanaklarımda tatlı öpüşler, kirler biraz geçti bana bak diyorum da kirlenmiş oluyorum ya bir süre bakmalısın son süre içimin güzelliğinden eminim diye bakmana izin veriyorum çünkü onu annem doyurdu ve o dünyanın en mükemmel insanı, göbek bağımı kesik doğdum ve bu meleklerle ilk dostluğumdu onlar bana dokundu güzellik bulaştı varsın geçici kirlilikler acıtsın alışığım, sana diyeceğim tek şey elinden geldiğince kendi aklını kullan çünkü duyguları sen yaşıyorsun ve duygularını en iyi analiz edecek olanda o bu noktada kalbinin sesini dinle ve yapılması gerekendir söylediği ama emin ol onun olduğundan sesin doğrudur ben hep pişman olmuşumdur dinlemeyince sonu acı bile görünse onu dinlerim o saçları dizime dökülmüş elerimle saçlarını okşadığım güzel ses... hayallerim kırık, hayatımdaki herşeyi kaybetmiş olduğumu görüyorum illa yaşamam gerekmiyor o kaybetme anını, onlara istedikleri şeyi veremediğim için benim kafama sıkabiliyorlar varsın sıksınlar ama bu beni üzüyor tümüyle bir alışverişin içinde bu hayat oysa ben hiç kimseyi affetmemezlik yapamıyorum nasıl kıyılır ki...

8 Mar 2011

yıldız direnci

ölene kadar yolculuk yapabilirim hatta hep bir trafik kazası geçirmek istemişimdir burdan gitmem gerek bir şekilde bu ülkeyi terk edecem fırsat elime geçerse kessinlikle yapmayı planlıyorum, yağmurlu güzel bir gün
okul hocalar ve yaramaz bir öğrenci olan ben, şımartılıyorum :) ha mutlu olup olmadığım bir muamma ama hala zorlayınca kafam çalışıyor..
sabah arkadaşımla yürüyorduk önümüzde tuhaf tuhaf yürüyen insanlar vardı, benim için katlanılmaz bir durum çarpık yürüyen insanları görünce ayaklarım kayıyor onlar gibi yürümeye başlıyorum sinir bozucu bir durum çok iyi empati kurabilmekten kaynaklanıyormuş dedi arkadaşım bir işe yaramadıktan sonra empati kurup kurmamak pek önemli değil ya neyse paragmatik düşünceler kafamdan aşağıya dökülüyor bu aralar
arkadaşlarım sıra sıra dizmişler bilgisayarları oyun oynuyorlar
ne bu oyun salonuna çevirdiniz falan durumları yetmedi projeksiyona bağladılar bize de sundular başımdan aşağı sadizm boşaldı hadi bir de ben oynayayım dedim tühh beceremediğim yetmezmiş gibi hocacıkta geldi
derste b ol bol yaramazlık yaptım okulda mutlu hissediyorum boğmak istediğim hocalar yok henüz
gezdim dolaştım arkadaşlarla oturdum yedim içtim burdan bakınca iyiyim valla ohh keyf şimdi de nete takılıyorum ama yarınki derse hazırlık yapmalı çizgi film yapıyoruz hocanın teki tırnaklarımızı çekecek işte şu sıralar öğrenciyim ve genel sorunlarım bunlar arkadaş ilişkileri iyi iyi maymunluk yapıyorum gap genç festivaline gidecem konya kütahya trabzon diyarbakır muhtemelen ankara yapacam ohh dersleri de geçtim mi kpss ye de baktım mıydı bir sene sonra mutlu mesut olmasa da muhtemelen bir kısım sorunlardan kurtulmuş olacam
blogger a da ulaşamıyorum koyun yasakları a. satiim
başımdan aşağı sinir stres sövgüler boşaldı
her şeyden nefret ediyorum evet
suratım asık
:p
aman düzelteyim dedim de ne saat tutturmuşum ama 23 23 te yayınlanmış
yok olmak kadar güzel şey yok diyecektim onu unutmuştum face yi kapattım arkamdan beni yaşatma derneği açmışlar açtım baktım güldüm :) selam verenlerle konuştum kapatma diyenlere surat astım ve kapattım ha bi de dedikodulara baktım vay anam cinsinden aman hayat işte yusyuvarlaklık hipotezi hep aynı şekilde

-

6 Mar 2011

güzel sesin parmaklarımdaki kaldırımlarda açan bir papatya
nefesin gelincik
yerinden o denli memnun ki
hayatımda birbirinden ayrı düşünemeyeceğim iki çiçek
nasıl yapabiliyorsun bunu üzerinden
üzerime uçuşan uğrun kaynağı sevgiden başka bişeyse nasıl bir şey, bir sürü yalan dinlemek ister misin belki o zaman yeniden talihsizliğe bulaşırım aniden ortaya fırlayan yalanlar görünce serin kanlı davranabilirim. bırak beni kendi halime benden hiç bir şey isteme yoksa o zaman karışır herşey her şeyi unuturum kırarım dökerim..
sevgimi kendi haline bırak ve onu hiç acıtma hiç acıtmaya gelmez öyle şımarık ki.
sevgim şaçlarının arasında bir körebe oyununda bir deli bir sarhoş halinde kalsın...
rüyalarıma denizi, nehri ve bir gölü yerleştirdin
lale bahçelerine götürtün, bir ara öldüm
her neyse çok deli severim ben yani bir deliyi sever oldun sen

4 Mar 2011

...

anlatılmıyor o kadar

2 Mar 2011

20.02.2011


“İntihar isteği değildi. İçinde  bir şey ölümü özlüyordu… ölümüme tanıklık et ölüm bende yavaş yavaş boy atsın…”

Biliyorum aslında yaşanılmamış şeyler var, tadılmamış acılar, yüzümün henüz keşfedemediği kıvrımları var. Yaşasam kalemimin hareketleri başkalaşacak ama hep aynı şeyler eksik yanlış ve çirkin… diz boyu bir beceriksizlik.
Bazen gerçekleri duymayı hak etmiyor insanlar, işler rayından çıkıyor. Hayat tepe taklak oluyor. Gücüm yetmiyor, gücüm yok, büsbütün yokolunmuyor

“Kendisinden bir çirkinlik yansıyacağını, kabalık edebileceğini sezinlediği an çekip gider, durmaz orda…”

Avuçlarımda karla gülümsüyorum o an, gülümsemişim. görmemişsin


“iyi öyleyse, anımsamaya devam et, senden yaşlı olduğumu aklından çıkarma”

Seni gördüm, geçip gittiğini

“kısacıktır asıl ömrümüz de, haddimizi aştığımız andan sonra mutsuzluk başlıyor belki.”

Yaşının verdiği vurdumduymazlık ve hastalığın unutturuyor her şeyi bastığımız tüm yaprakların çatırtısını

“kendimizi bu havanın içinde tutmalıyız diyorsun ya, şu içine girdiğimiz ruh halinin sürüp gitmesini istiyorsun, ama beni sarıp sarmalayan hava seninkiyle aynı değil, benimki ölüm kokuyor, anlaman gerekir bunu,… , ”

Kirpiklerin yerçekimiyle boğuşuyor, kendimle konuşabilirim yani hikaye anlatmak, yaşar gibi

“bence sorun, senin hep iç dökme sesiyle konuşmak istemende yatıyor.”

Masada duran boş bardağın görüntüsünün verdiği rahatsızlığa takılıyorsun

“ bu durumda birbirlerinin acısıyla ilgilenebilmeleri çok zordu; olanaksızdı hatta.”

İyi ıslık çalabiliyorum duymak ister misin?

“ BANOSTA yürüyen bir ağaç gördüm, kökleri sacağı gibi, on beş santim dışarıda, etraftan sıkıştırdılar mı köklerini alıp az öteye gidiyor, bakarsın yürüye yürüye çıkıp buraya gelir.”

Burada kimse yok ki

“üstüme ölüm sorumluluğu yıkıldı, biliyor musun… o zaman, hayat beni herkese olan borcumu ödemeye zorluyor, dedim kendime, neyse gelen katlanmak zorundayım.

tıkırtı

kayan bir halının kıvrımlarını izliyorum, birinin ayak izi kalmış halıda bir diğerinin bardağından dökülen su..
bir şaç teli öylesine miskin uzanmışki üzerinde hala sahibinin kokusu... perdenin bir kenarı pencere pervazında birikmiş, tül damatını bekleyen bir gelini saklıyor gibi. aqynada bir yüz kalmış bir çocuğa ait kessinlikle tanımıyorum ama duydum çok sevdiğini yerin kulağı var dı da ağzı da varmış o anlattı. masada ayna masa örtüsünde bir kelebek coşkusu, üstüne ucu kelebekli yaz kolyemi bırakıp fotoğrafını çekiyorum..  ölümüne sevilesi battaniyemi alıp balkona bi sandalye çekiyorum; kahve battaniye sokaktan gelip geçen insanlar burnumdan öpen soğuk ayağımı saran çorapların rengarenkliği ve gece... gökyüzünde yıldız kazısına çıkıyorum... zor seçiliyor bu şehirde yıldızlar..
facebook denilen anlamsızlığa son vereli bir kaç gece oldu, birileri için önemsizliğimi anlayalı bir kaç saat...
içime bir deniz dolalı bir kaç dakika.
saçlarımın baya uzadığını farkettiğimden beri içimde bir uzun saç sevgisi oluştu, oysa elime geçen tüm fırtsatları değerlendirirdim saçlarımı kestirmek  için...
gözlerimin önünden geçip giden kapalı bir kitap, yüzü ters çevrilmiş bir resim gibi yabancı insanlara doğru eğiliyorum lütfen uyuyabilmem için bana bir hikaye anlatın diye, kabus görmemem için bir çığlık atın örneğin çığlığınızı düşüne düşüne de uyuyabilirim.
sandalyemi alıp içeri geçiyorum kapının gıcırdamasını istemiştim ama  aramızdaki soğukluk dolayısıyla ona dokunduğum için bir sevi,nç çığlığı atmaktansa küsküs avucumu sessizce öpmeyiş tercih ediyor anlayacağınız barışıyoruz kapanırken gıcırdıyorsa da ben de ona gülümsüyorum.
halının kıvrık halini görebilecek şekilde uzanıyorum yatağa, desenler  ve renkler önemli değil önemli olan kıvrımlar herşeyi unutuyorum da yaramaz bir damlacık düşüyor gözlerimden sol gözümde göz kuruluğu var diye... şehri ısıtamadım yine bu gece birlikte üşüdük bulutları bekledim ağlamak için ama bir kıvrımış tek gerekli ve yeterli olacak olan, gelinin yüzünü görmeye çalıştım sonra kalemlerime baktım, defterimi çıkardım yastığımın altından arasındaki kalemi çıkardı en son sensizlikte kalmıştım ya yerine hatta dünyadaki her şeyin yerine bir halı kıvrımını koydum, kapadım defteri, kalkıp ışığı kapattım ama halıya da perdeye de dokunmadım.

kaosun çatırtıları

işte doğum gerçekleşiyor suyu geldi gözlerimin
acısız değil o kadar ölmedim daha
sakat doğumlar, ölü doğumlar
içimde masmavi bir deniz oluşuyor
gökyüzü olmadanda yaşayabilirim ama o da varlığını hissettiriyor
hep oldum, hep olacak
kollarımda tişörttünün buruşukluğu, v yaka bir sevgili
duydum duydum sesini el salladığını da gördüm
aman allahım der gibiydi bu sabahki rüzgar ya kollarımda gövdesini hissetmek ayaklarına basmak yeniden
her şey istenilen zamanda gerçekleşir ya öyle işte
sokağın ortasında bir doğum
çift yumurta ikizi yaşlar
zaman gecikmi,yor ellerime doıkunmak için
gözlerimin kahverengisini daha bi açmak için gelmiş sanki
lütfen, lütfen inandır beni bu sesimin mutluluğuna
bozulmuş sesime gülümse
parçalanmışlığımı bir şaka gibi göster bana
tek bir parça yetiyor ya bir parçam çoğalmak için
yüzüne yerleşecek bir gülümseme olabilirsem bir kalp bile istemem
benim için ayaklarına basarsın olur biter
gitme ihtimalinin sıfırlık durumu
ellerim halkihazırda varken kulaklarını ısıtsam iyi olacak ve gülümsesem hepsi bu kadar işte
mutluluk doğuyor kulaklarından yani iki sonsuz mutluluk
artık yeterince ıslandıysak koşalım bir geceye doğru tüm sorunlu doğumları üzerimizden sirkeleyerek

1 Mar 2011

yanıp söneninden bir kuşku

bu kız iyiydi demek istiyorsun, kötü olduğuna inanmak istemiyorsun onca yaptığın boşa gitmesin diye, kendini bir aptala bulaşmış olarak düşünmek istemediğin için.. tüm yaptıklarımı düşününce, tüm söylediklerimi bu kız aptal bir pislik diyorsun.. yanında geçmişten kalan onca çirkin kıyafet varki hiç zorlanmıyorsun üzerime geçirirken çoğuna da sığdığımdan doğal bir kolaylık ortaya çıkıyor.. çok üzülüyorum üzerime yağmur yerine ölü kelebekler yağıyor gözyaşlarım sesizce akıyor ya ayaklarım üşüyor bu ıslaklıkla...
çocuklara anlatamayacağım çirkin hikayeler anlatma bana, masum görünmeye çalışma, suçlarımı yüzüme değilde kendi yüzüne haykır nerde bir suçlu varsa hepsi yüzünde toplanmış aynaya sığmaya çalışma ben koy senin yerine olsun  bitsin...

deli gibi gülüyorum, sinirimden..
boşluklara basıyorum yazı yazmamak için, ellerine değiyor ellerim kahretsin tamamiyle boş olduğunu unutmuşum...

siyah, beyaz ve çiçekler

dışarı bakıyorum camdan nedir tüm bu olup bitenler, bu soğukta gezinen insanların derdi ne bu ağaçlar nasıl da güzel böyle şehrin kalesinin yıkık yalnzlığına dikilmiş bayrağın bezinde gezinen rüzgar..
bana ait birşeylerde var bu rüzgarda, çocukltan süre gelen arkadaşlıkların ruhu geziniyor..
dertleri ne bu insanların, her şey..
karanlık onların masallarını gizlice ulaştırıyor bana hikayeler hep aynı hikayeler aynı şeyler üzerine kurgulu..
karanlık onları bana getiriyor, bazılarını..
bir kadına yardım ediyorum, bir çocuğu seviyorum...
elleri titriyor birinin, benim  de ellerim titriyor
ellerim tükenmişliğimden titremekte
elleri heyecandan titremekte
ismimi çabucak söylüyor, ismim çabucak söyleniyor..
derdimiz ne?
insanlar geçiyor hışır hışır seslerle ve ayak seslerini bırakarak
bende geçip gidiyıorum
görüşürüz çünkü aynı mücadelenin içindeyiz
yaşıyoruz