31 May 2011

Gulfiroş

Ez ji xew rabûm, gulfiroşek dî,
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
_____________________Gul bi dil didî.

Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
______________________Gul bi dil bidî.

Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
__________________Can û dil didî.

Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
___________________Dil bi kul didî.

Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
____________________Dil bi gul didî.

Cigerxwîn

GÜL SATICISI

Bir gül satıcısı gördüm uyandığımda
Çok sevindim, gülü kalbe değişeceğine
Gülü kalbe değişeceğine

Bir kalbimiz vardı, hastalık ve yara dolu
İnanamadım önce, gülü kalbe değişeceğine

Gülü kalbe değişeceğine

Pazarlık ettik, "Takas etmem" dedi;
"Güle canını da verir üstüne
Canını da verir üstüne"

Sordum: "Can ve kalbini kim değişir bu güle!"
"Pazarlık" bu dedi "Yaralı ya kalbin
Yaralı ya kalbin"

Canımı da kalbimi de verdim, kalp feryad etti;
"Hey Cigerxwin, bir güle değişti kalbini
Bir güle değişti kalbini

İçimiz maviyse bulutlarımız olur; siyahsa yıldız. Ay yok, güneş de...

Bir cevap mı olacak, kelimeler geçmişten getirilecek küf kokan hikayeler mi canlandırılacak? Bilmiyorum ben, cam kırıkları yerleştirilmiş kuyulara düşerim her defasında kabus bu ya. Bir şehre yol alırım leyleklerin yuvalarına döndüğü yol boyu kağıt paralar veririm kuşlara gözlerimle cebine yerleştirsinler diye. Uykum var, yorgunum, kafam darmadağınık iyi olma olasılığım sırtını matematiğe vermekten çekiniyor sırt üstü beton zemine çakılacağını biliyor. Kanım soğuk soğuk pompalanıyor üşüten kibirler boynuna asılıyken. Kalemimi salıyorum bir yüz çiziyor saçı güzel olsun diyorum gerisi pek mühim değil, salandırmaya devam ediyorum aynı cümleleri yazmaktan usanmıyor yere düşüyor elimden bir ara.. İnancını hangi aç kurt yedi kafamda beynimi yerlebir eden hangi tilkinin dilime sapladığı saçmalığa inandın, kemikleri sızlıyor kuklalarımın burunları uzuyor, çiçekleri dökülüyor gülümsemeleri kirleniyor. Hatırlamıyorum, içimde tutunacak yeri yok ihanetlerin kimsem yok konuşacak konuşturamıyorum içimi kimse üzülmesin ben öleyim.( Iyi geber..)

29 May 2011

http://www.renklerherkesicindir.com/

http://www.renklerherkesicindir.com/

bu film her izlendiğinde bir görme engelli çevresindeki renkleri öğrenebileceği özel bir yazılıma ücretsiz kavuşuyor. jotun boya'nın desteği sayesinde siz de onlardan birine renkleri armağan edebilirsiniz. derneğin istanbul şube başkanı murat demirok'un da filmde dediği gibi:
"lütfen bu filmi paylaşın, daha fazla insan duysun, daha fazla insan bu imkandan yararlansın."

28 May 2011

....

İKİ BOŞ DENİZ KABUĞU

"Ben değiştim" gözleriyle bakıyor
karşımdaki 'yabancı',
biliyor ki ben de 'eski ben' değilim,
ve bunu dillendirmeme konusunda
-sanki- sessiz bir sözleşme var aramızda;
birimiz konuşurken (dalgın sözcükler
uçuşurken bezginlikler odasında),
öbürünün aklı uzaklarda oluyor
(bir Aşk'ın 'narenciye bahçesi' kuruyor o
'uzaklar'da).
Arada bir birbirimize 'uyandığımızda'
o uzak, eski Aşk'tan
gazel yapraklar yağıyor aramıza.
Artık başlıca işimiz -hiç çaresiz-
birbirine ölen iki ruh ve gövdenin
acıklı seslerini dinletmek birbirimize.

Onca yaşanmışlıktan geriye kalan:
içlerinden 'hiçliğin' uğultuları gelen
iki boş deniz kabuğu işte.

diyorlarki yenilmişiz

Diyorlar ki, ölümü savunanlar, ölümü avuçlarında taşıyanlar, ölümü zehirli tohumlar gibi hayatımıza saçanlar kazanmış.
Reggiani, 'Kurtlar şehre indi' diyor şarkısında.
Biz, hayatı savunanlarız.
Biz, hayatı ölmeyi bilerek savunanlardanız.
Bahardır bizim müttefikimiz.
Ölümden korktuğumuzdan değil yaşadığımız, biz savaşmayı sevdiğimizden yaşarız.
Yaşamaktır savaşımız.
Bir nakış işler gibi, her ilmiğine kendimizden bir şey katarak yaşarız.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki, sahipsiz ölülerimizin kanlıları zafer yürüyüşleriyle geliyorlarmış.
Diyorlar ki, dağılmış ordularımız.
Diyorlar ki, her cephede bir hüzün, her cephede bir yenilgi varmış.
Diyorum ki, yenilmedik.
Toy kısraklar gibi oynak bahar sabahları hayatımıza koşarken ne yenilmesi, bu çıldırmış erguvanlar her yana
dağılırken kim yenebilir bizi.
Şu gülümsemeleriniz.
Dilinizin ucuna geliveren şiirler.
Mırıldandığınız şarkılar.
Kır kahveleri, kıpır kıpır bir şeyler içinizde, taze ot kokuyor her yan, birisi size sizi sevdiğini söylemeye hazırlanıyor.
Kahkahalardan atlarımız, yapraklardan cephanemiz, neşeden ordularımızla yürürüz cepheye.
Ölümü taşıyanlara karşı hayatı biz yaşayarak savunuruz.
Onlar işaret parmak uçlarında ölümü taşıyorlar, sırtlarında öldürdüklerinin hayaletleri, her gülümsemeyi ezmek istiyorlar,
aşağılıyorlar aşklarınızı, zekice her nükteden nefret ediyorlar, hayat en büyük düşmanları.
Onlar öldürdükleriyle ölen ölüler.
Biz, hayatı savunanlarız.
Yaşayanlarız biz.
Işıklı sabahlar, çiçekli ağaçlar, tebessümler, kekik kokulan, deniz kıyıları, dudağımızın kenarında taşıdığımız öpüşmeler,
imalı şakalar, alnımızda hissettiğimiz ince rüzgâr, ihtiyar kayıkçının selamı, çırılçıplak yüzen Çingene çocukları,
bahar akşamlan bizim müttefiklerimiz.
Kalabalığız.
Güleriz biz, sevişiriz, çocukların başlarını okşarız, en oymalı ıslıkları biz çalar, en demli çayları biz içeriz.
Kaç pusudan geçtik, kaç çatışmadan çıktık.
Ne aşktan selamımızı kestik, ne sevişmelerden vazgeçtik.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorum ki, yenilmedik.
Yaşamaktır zaferimiz.
Biz hayatın cesur yolcularıyız, bir yere varmak için değil yolculuğumuz, biz yolculuğu sevdiğimizden yoldayız.
Hayatın ölüleri onlar.
Hayatı öldürdüklerini sandıklarından sevinçle bağırıyorlar.
Hayatın yaşadığını göstermeliyiz onlara.
O buyurgan bakışlarının nasıl donuklaştığım, zafer yürüyüşlerinin nasıl dağıldığını, cinayetleriyle övünen seslerinin nasıl
titrediğini seyredin sonra.
Şimdi yaşamanın, hayatı yaşayarak savunmanın tam zamanı.
Gülmenin zamanı şimdi.
Kederleri, hüzünleri usulca koynunuza alıp saklayın.
Yenildiğimizi söyleyenlere kulak vermeyi bırakın.
Biz yenilmeyiz.
Biz ölür, asılır, hapse atılır, mahkemelerde yargılanır, işsiz kalır, işkence görür, kurşunlanır ama yenilmeyiz.
Hayatı savunanlarız biz.
Ölümden korktuğumuz için değil yaşadığımız, biz savaşmaktan hoşlandığımız için yaşarız.
Çilek reçeli kaynatmak da savaşımızın bir parçasıdır, bir türküye eşlik etmek de.
Baştan aşağı günah kesilmek de savaşımızın bir parçasıdır, bir yoksul için gözlerimizin dolması da.
Biz günah işlerken bile masum kalabilenlerdeniz.
Ölümle övünmedik çünkü biz, kimseyi öldürmedik, korkutmaya çalışmadık kimseyi, kadınların gözyaşlarında bizim bir payımız yok,
cinayet emirlerinin altında bizim adımız yazmıyor, katilleri insanların peşinden biz göndermedik.
Toprağı insandan daha kutsal bulmadık biz.
Güçlüye tapınmadık.
Sevdiklerimizi zaaflarıyla sevdik, zayıflıklarıyla sevdik.
Ne ağlamaktan korktuk, ne gülmekten.
Hayatı nakış işler gibi her ilmeğine kendimizden bir şey katarak yaşadık; hayatı güzel bulmadık, hayatı güzel yapmaya uğraştık.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorum ki, yenilmedik.
Gülmeyi, şakalaşmayı, sevişmeyi bilenleriz, âşıkların karşısında başını eğip berduşlarla dertleşiriz.
Erguvanlar bizim için açar, deniz bizim için deniz kokar, güneş bizi selamlamak için her sabah gecenin içinden çıkıp gelir,
akşam yağmurları bizim içindir.
Diyorlar ki, yenilmişiz.
Diyorlar ki, geliyorlarmış.
Diyorum ki, yenilmedik.yenilmeyeceğizde!

_ ahmet altan (Ve Kırar Göğsüne Bastırırken kitabından hatırlıuyorum sanki :/) biliyorum ama ertuğrul sönmez diye çıkıyor  bilemedim :)_

morardım yine ve çizdim mosmorken öyle


sade kadın çizilir gibi gidişatım :)

27 May 2011

itinayla ukalalık yapılır

:)
ben çok şekerim hem akıllıyım hem zekiyim hem kaçığım hem eh işte güzelim hem edepsiz hem edep ötesiyim hem çok iyiyim hem çok süperrim :)))))))falan

Coldplay - Christmas Lights

Bir önemi yok konuşmanın

Derini emanet ettiğin bir kadının tırnaklarının altında şiirler yazıyor gölgen. Gölgen ki derin tümüyle kadına sunulmuş her haliyle. gözlerinden tanıyorum seni sadece, sana da hediye edilmiş aldatışlar var gözlerinin feri kan ağlıyor bir yanı yaralı bir yanı kokusuna uzanmış kelimelerini sunduğun kadın için ışık saçıyor ya yüzünde sahtekarlığa rastlayacağımız kokusuna zehir karışmış bedenler yatıyor kalemimizin altına yüzleri karalanıyor ama dudakları  ıslak bir hazla kıvrılıyor. Tüm istedikleri her şeye sahip olmak, bir süreliğine bir şeye… kelimelerin ruhuna dokunuyor ister istemez büyüsüne kapılıyor görülen o ki…

23:43

26 May 2011

mor mektuplar ve bir dostluk

bu benim için hayatımın en sevgi dolu, şiir dolu, dostluk dolu, özlem dolu, yağmur dolu en dolu dolu görüntüsü... kendisi buralara uğramaz ama görürse şımarır diye mi nedendir fazla uzatmayayım dedim... şehirler arası bir dostluk bu... mektuplarla, defterlerle, telefon konuşmalarıyla çok az yüz yüze bir dostluk... tabi burda sözü geçen ahmet telli değil benim yıldızı'm :) onun da arzu'su var tabi arzu olmasaydı yıldız da olmazdı yıldız olmasaydı arzu... tabi bu yazının çok duygusa bir hikayesi var öyle sulu sulu biraz ergen ergen durduğuna bakılmasın :) bir sevginin sürekliliğini sağlayan şey bizim için birbirimize kızıp, küsmemek sevgimize güveniyoruz onu korumamız gerektiğinin farkındayız bu...

nasıl da aldatıldık

içine özlem sızmış kelimelere dokunamamayı ben de biliyorum, bilmek saplatılarımın ömrüne ömür katıyor yani acıtırken, evet.
Bana ait değildi bu hayat, yollar bana ait değil ne kadar soyutlanmaya çalışsam da…
Bir  hayatın ayağı kaç kez takılabilir ki, ne yazayım yüzümdeki gölgelere vuran bir sevincin ağrılarına dayanmışlığımı mı…
üzerine konuşmak yaralayıcı, kusturucu ve lanet olası bir hal

25 May 2011

büyümeksizin uyku

ölüm en büyüğümüz

23 May 2011

verem olmuş olabilir miyim

bir türlü ölmedim gitti kendime iyi bakamıyorsam istemiyorsam istenmiyorsa 
pinokyo
gazete
gülziya
öksürük
doğurgan olabilmenin sancısı
sınavlarım
sorunlu hocalar
polenler
bağışıklaşamayan sistemim, çöküşlerim
yanlış anlaşılmalarım
kara kalemlerim
hamur silgim
resim çantasına yapıştırılmış mavi çiçekler
turuncu bilekliğim
on kez uyuya kalmam sonucu izleyemediğim lanetli bir film
ve yazmaya zaman değil de yazacak kafa bulamayacağım bir iki haftalkık dönem ama resim yapıp yayınlarım genelde final demek resim demek ühhü ühhü ühhü
kadınlar
çiçekler
yorgunluk
depresyon bahçesimizideki arkadaş grubum
ühhü ühhü

biraz veda kokusu bir sürelik

biraz sancılı, birazcık hasta biraz panik ataklı sınav dönemimin götürüleri

22 May 2011

AYRILIK ÖNCESİNDE VEDA

Anacığım!
Öldürdüler evlatlarını senin
Ve sabretmeyi öğrettiler sana.

Anacığım!
Yılları senin yaşamının
benziyor birbirine
mezar taşları gibi,

Ve acı çekmeyi öğrettiler sana
umut bağlayıp göklere.

Fakat senin evlatlarının
daha başka oldu yazgısı
Çatladı sabır taşı
ve çatladı
tohumu acının
ve öfke ağacı fışkırdı ondan
Ve göklere bağlanan umudun
sonu geldi.

Umut biziz, kendimiz!

Biz ki, dünün
Köleleri;
çıplak ırgatlar
kahve plantasyonlarında:
Biz ki, aç her zaman,
her zaman susuz,
biz ki, aydınlıktan
yoksun;
kör, cahil,
ve bildiğimiz tek okul
efendilerimizin buyruğu...













Korkardık
yürümekten toprak üstünde
altında atalarımızın yattığı;
severdik,seni
hırsızlama
bir başkasının malını çalar gibi;
sana biz, "ana" diye
seslenmeye korkardık...

Anacığım, yurdum!
Şimdi değiştik artık.




Kendimiz kurtardık
boynumuzu boyunduruktan
Ve dönüşü yok artık bu yolun

Yaşamdan korkmuyoruz
bu, ölümden de korkmuyoruz demektir.
Biziz umudu
               Angola'nın
Ve bizim
               savaşımız
               sana mutluluğu getirecektir!


     
Agostinho  NETO
http://tr.wikipedia.org/wiki/Agostinho_Neto

Kimse

zamanı yıllarla tartanlar
yanılırlar
hiçbir şey tartılmaz başka bir şeyle
hatta çoğu zaman kendiyle bile
yaşanır, içini tohuma bırakır
geçer gider
geçmez sandıkların bile

hiçbir geçen tartılmaz kalanla
neyin kaldığını çoğu kez kendi de bilmezken insan
kimse kimse kimse
sahi kimse
ya da hiç kimse
söylediklerimden çok
sustuklarım
seçtiklerimden çok
reddedilmek için
ne kadar varsam
o kadar kimseyim kendime

güç kötü bir şey
kaderken de
kaldıramazken de
güç kötü bir şey
güçlüyken de
güçsüzken de
kaldığın yerden devam etmenin karanlığı
benzemiyor hiçbir çaresizliğe
kimin kaldığı yer var ki dünyada
kaldım sandığın yer
bizden geçendir çoğunlukla
içimizi parçalaya çoğalta
hâlâ gittiğim sona aceleci adımlarla
bütün iş birinin dediği gibi,
yavaşça acele etmek aslında

ölene kadar yavaşla işte
ölene kadar yavaşla
ne başkalaştırırsan o kadarsın
başkalarının imtihanlarından büyük gelecekler umma

çaresizlik bile bizden bir başkası yapmaya yetmez
bize biçilmiş döngüye katlanırız yalnızca
bir bakıma hiçbir yerdeyiz
bir bakıma yalnızca buradayız
var oluşumuzun ağırlığı altında ezilirken yapayalnız
ait olduğunu sandığın bütün grupların içinde yapayalnız
reddin imkânları sayım kayıpları yoklama kaçakları
sanma ki hayat bizi bekler başka kıyılarda
oysa biz buradayız
halsiz, kanıtsız
yılların neyi tarttığını bile bilmeden
kendi gücümüzün altında azala azala

kollarımız kadar kulaç kalplerimiz kadar sahil
hiçbir adanın almadığı yalnızlarız,
tamamlanmamış haritasında
define ve varlık
geleceğin tarihe dağıttığı kayıplar
bir gün birbirini bulmanın umuduyla

gölgemizle barışmanın uzun yolculuğu: büyümek
kendiyle tanışmayı erteler insan çoğu zaman
hayat yanlışlarla kısalır
başka biri olarak girdiğimiz bir kapıdan
bir diğeri olarak çıkarız
gündeliğe katlanmak için başkalarını kandırırken kendimizi yanıltırız
içimizi denerken yüzeriz farklı yüzlerle kendi içimizde bile
bu yüzden aşk yalnızca bir fikirdir
bu sefer gerçekleştirdiğini sandığın bir fikir
hep öyle oldu bende
hep saklı kaldı içimdeki anahtar
ve hep aynı kilitte kırıldı

fikirler de zamanla değişir
kırıldıkları yerde
kırıldıkları yer her şeyi değiştirir

zamanla bir şey söylemez artık kırılmak bile
sonra başka bir başlangıcın kapısında
aynı korkularla kalakalırız
daha önce de söylemiştim:
kimse yoktur kimsenin kimsesizliğine
her şiirin gizi başka bir şiirle açıklar kendini
demiştim ya, hep öyle oldu bende
böyle katlandım kimsesizliğe
o birini ararken bile biliyordum
hiç kimse hiç kimse hiç kimse
Murathan Mungan

21 May 2011

50 kuruşluk gece yazısı

kayıp biri var satırlarında. tüm aktarımlarında yeniden kaybettiğin; özlediğin biri... iyi geceler diyorum yürümeyen ayaklarıma kan pompalanıyor sinirleri kafayı yiyor cesaret edemedikleri bir yöne doğru ışınlanıyorum ayak uyduramadığım cevaplarınla.  İçimdeki kayboluşlara rastlaması üzerine beni bulması biraz akıl karıştırıcı olsa da, ben büyürken o yaşlanıyor olsa da iki kadının eşit sonsuzluktaki huysuzluğu yüzümüzü birbirimize döndürüp hııı n'oldu bi sorun mu vardı diye baygın baygın bakışlarımıza bürünmemize kurşun sıkamaz.

su damlası

Su olmasaydı ne olurdu halimiz, neye yağmur derdik ne olurdu denize nehre çaya ... Ne hüznümüzü ıslatırdı ruhumuz çatlamasın diye, neyi severdi balıklar neyle gerçekleşirdi doğum ne arındırırdı ne herşeyin tek bir beyaza da ait olabileceğini anlatırdı bir mezarın yanı başına ölümünün gül kokusunu nasıl yetiştirirdik, damarlarda ne akardı da güneş bile bir ateşle ısınıyorken bizim yumuşacık bir ısıyla ısınmamızı saylardı vesaire vesaire ben susacakken bana engel olman suyun yeri gibi bir yer alıyorsun hayatımda bunu anlamaman bunu anlatmamamın gerekliliğine sebep oluyor

18 May 2011

Dinozoruz biz

Bizi anlatan bir fotoğrafa raslayamadık henüz, yüzümüzü taşımamasına rağmen
Ressamın değilde fotoğrafçının peşindeydik bizi nerde nasıl yakalamış nerede kalmıştık diye fotoğraflarını karıştırıyorduk.
Usanmıştık yağmurlardan ıslak mı bir köşesi hapsettiklerinin kafaları karışık mıydı? Bir kenarı ağaca yaslanmış mıydı? Küçücük yalnız bir mor çiçeği var mıydı? Çocukların topu olaya dahil miydi? Gökten kırtasiye malzemeleri yağıyor muydu?Bir kulağı her an bir ritmin peşine takılmak üzere miydi?  Ters yüzlük var mıydı?
Oysa sadece yüzümüze odaklanalı çok olmuştu, saçlarımıza saat takmıştı da kulaklarımız rahatsızdı tiktaklardan, bir cephane sırtlanmış gibi duruyormuşuz, bileklerimizde bebeklerin  parmak kemikleri sarkan bileklikler. Biz n’oluyoruz derken üzerimize dökülmüş hayatın bıraktığı lekeye odaklanmasından sonra kapıyı çekip çıkıyoruz bu adamla hiç işimiz olmaz.
Ertesi gün  çıkıp giderkenki halimizi kapımıza asılı buluyoruz, içeri girip bunları yazarken masada bir saatin görüntüsünü arıyoruz hep bizim istediğimiz gibi olmasından şikayetçiydik ya gülüyoruz, budur, budur,  budur…

17 May 2011

şişirilmiş, aslında pek sağlıksız -gözünü seveyim sıçacaksan bile ne yaptığını bi lde sıç biraz şu aklını kullan, insan ol-

Yerleri kaplayan sararmış yaprakların altındaki sıcaklıkla avunmaya çalışmak gibiydi, bir yaprak altını yurt edinme saçmalığıydı bu inançlı bakış. Rüzgar vardı, yağmurda rahatça altına sızardı. Güneşin bir tonundaydı artık ruhu, sahip çıkamazdı bu beraberliğe, başkaldıramazdı.
Eskiden insanlardan uzaklaşmanın doğru olmadığını düşünürdüm İçlerinde yalnızlığımızı yaşatabilirdik ama insan sevgisine muhtaçtık bir şekilde minimum düzeyde de olsa karşılamak durumundaydık yoksa ruhsal sorunlara yol açardı. Peki ruhsal sorun diye adlandırılan durumlar insanların olması ve olmaması gerekenler diye iki ana başlığın, olmaması gerekenlerin alt başlığı değil miydi?Doğa rollerimizi belirlemişti, biz neyin peşindeydik peki. Düşünebilme yeteneğimizi abuk sabuk şekilde kullanmak, iğrençleşmek nereye götürecekti. İyi, tamam hadi kendimize tapalım diyecek olursak akli dengesi! Yerinde olmayan bir grup insan da anında bize tapınacak bir durum meydana gelebiliyorun içinde yaşamakta sinir bozucu. Bir yol şeçip yaşayalım hadi, birşeylere bağlanalım rollerimize sarılalım –kim uydurduysa- bir başka insanın gözüne bir büyü olarak akalım, şarkı söylemeyi para temin edilecek, şöhret sağlayıcı bir mide bulantısına dönüştürelim inanalım sesimiz çirkinse susmamız gerektiğine. Sesin güzel ve çirkin durumunu beynimizin işlevini yerine getirebilmek için yarattığı bir tepki olduğuna burun kıvıralım içimizin sesini ezim ezim ezelim. Sanatı kendini ifade etme şekli olduğunu unutup satılacak bir obje olarak görmemizi de geçtim buna sahip olma duygusuyla kıvranmamıza nasıl bir hastalık adı koyalım? Fotoğrafını çekemediğimiz anlarımızı anı saymamaya devam. Yan masaya taşacak kahkahalar atalım ki kendimizi mutluluğumuza inandıralım. Aldatalım ki hep aynı taddan geberip ölmeyelim, ne tadıysa artık bu sadece bir ihtiyaç karşılama  öğğğ sevgi böğğğ aşk… haber vererek aldatmaya ne dersiniz? Hayatım az sonra senin için kurduğm çümlelerin aynısını karşılaşacağım kadına –o senin için çok önemli hem- sunacağım ümidim o ki bir sunağa dönüşürde orda kadınların hepsine taparım öğğğ duyuyorum. Biraz samimiyet olsun biraz yürek olsun evet bunu yapmak istiyorum densin sözüm yok ama bir korkağa şahit olmak pek hoş değil. Kuyruk acısı çektiğimizden değil tüm duyu organlarımız acı çekiyor, hatta yakında evrim geçirip acı çekmek üzere  yeni duyular ortaya çıkaracağım gibime geliyor. Gerçi hissediyorsam durumu yeni organa gerek yok hem bu şuçsuz ayağına yatmaları kavalla destekliyorum . uyuyalım ama gözlerimiz açık olsun. Göz kapaklarımızı ince, şeffaf bir zarla değiştirelim. Olabilir mi? Açık sözlü olduğun için seni tebrik ediyorum diyeceğimi sanma evet sen busun ama ben de buyum ve birazcık görebiliyorsan benim değerlerime saygı duyardın.  Öyle böyle derken bir yığın insanın doymak, sex yapmak, diğerlerine kendilerinin onlardan aşağı kalır yanlarının olmadığı türünden bilinçsiz ve hastalıklı bir hayat yaşadıklarına itiraz edebilir misin. - erkek kadın falan dersek ikisini de kendi çapımda psikolojik ve biyolojik faktörlerini göz önüne alarak tanıyorum diyebilirim , elinde olan ve olmayan zaafları falan ayrı bir mesele ya da doğaları gereği olan durumlar hoş görülecek şeyler , hoş olanlar da ama iğrençlikler değil-. Ahlak aşağı tabaka için geçerlidir deriz, tanrı işini bilen insanların diğer insanları susturmak, itiatkar yapmak,  adına yarattığı bir mit deriz  onun ağzıyla konuşurken buluruz kendimizi, çoklaştırırız varlığı yokluğu kafamızı karıştırır. Özeleştiri mi o da ne? Affetmek mi? Sevmek mi? Kendini herhangi bir şeyden aşağı görebilmek mi? Bu olmadıysa öbürüne geçelim anlayışı? Devlet adını verdiğimiz sınırların içinde savaşları iç ve dış diye ayırıp içimizdeki aykırıları! rahatça tahtalı köylerimizde ikamet şansına kavuşturalım. Şairlerin kemikleri üzerine tartışalım, heykellere sövelim, bayraklar asalım göğsümüze. Sokaklardan geçen çöpçülere selam versek, sigaralarını yaksak aynı anda bir kadın sigarasını dudaklarına götürürken, tercihlerimizin mantığını kavrasak nedeniz, niyeyiz, kimleyiz? Aileyle olan düzensiz ilişkilerimiz akrabalarımıza duyduğumuz yakınlaşmalarına karşı uzaklaştırıcı önlemlerimiz, arkadaşlarımız için oluşturdğumuz, hayatımız için oluşturduğumuz kriterler?
Parmak duygularımız bir yaprakla yetinebilir. Yapraklar masum, biz değiliz… adam akıllı sanatçılar ruhumuza çarpabilir eserlerini, kendimize gelsek gözlerimizi açsak, açsak tüm duyularımızı görsek, tatsak, duysak, koklasak, hissetsek, dokunsak ama güzellikleri insanları bir an gözlerimizin önünden silsek te doğaya baksak.
- teomankolik oldumm huuw bu arada...
ben kafamı kullanıyordum eskiden ama şu an pek değil ve bu demek değildir hala sevgilerine saygıları olmayan insanları sevebileceğim yahut aşklarına yahut yahut insanlıklarına, bilmemeleri mühim değil güvenmemeleri sorun cesaretsizlikleri, kötü düşünceleri karşılarındakini hisleriyle kirletmeleri sorun

16 May 2011

feodal yağmurlar


Sınırları çizilmiş bir arazinin beraber kullanabileceğimiz bir kısmını yürüyoruz. Biraz gece veriyor bize zaman, biraz tomurcuk; ağaçlar, ıslaklık yağmurdan…  Şimdi peşi sıra bir şarkı var bu hatırlanmışlıkta; “resmedilmiş bir hüznün küçük öyküsü”…  Atılabilecek adımları olmayan bir dansı istemen yatıyorken gözlerinde hiç mi yüzümden gözlerimi ayırıp yüreğimdeki oluk oluk akan acıda boğulacak bir sevdanın doğuşunun sadece doğum sancısını hatıralara bırakacağını hissedemiyorsun yoksa tek temennin bir sıcak soluk mu?
 Bir papatya kopardım en sevdiğim çiçek diye çok acı kendi adıma çok acı hiçbir şey hissetmiyorum masum bir çiçeğe karşı, gözlerimi yerden kaldıramıyorum,  içime düşmüşler, yerlerdeler;  “kabuk tutan yaralardan mıdır? Benden midir? Başka bir şeyden midir?”herkes mi aldandı?  Birkaç gün sonra sunulacak çiçeğin cesedini buluyorum cebimde; paramparça.
Yol bitiyor herkes uykusuna dönmek zorunda, istenilenler geceye karışmış olsa da boynu bükük bir bencillikle. Ellerim bir türlü ısınamıyor, üşümek istiyorlar çabalama.
Gecenin diğer yarısı matematiğe döküyor içini hala kâr ve zarar diye akıtırken kanını kulaklarım çınlıyor. 
İlerliyorum içimdeki kırıklara basıyor hislerin. Canım yanıyor, yapma diyemiyorum.  Geç farkına varıyorsun, hem de bu acıyı kabullenmişken. Ellerim hep daha fazla üşümek zorunda mı?
Hadi aç kollarını sarılıp ağlayacağımı parçalayıp, kusmak üzere bas bas bağırıyorum gece yarısına,
sonra sabahlıyorum üzerimde parçalanmış geceyle, bir yıldız kucağımda uyuya kalmış halde…
Yüzüme bir örümcek iniyor uyurken
Yüzüme bir örümcek ağı takılıyor yürürken
Durmaksızın kıvranmaktan vazgeçmem gerekiyormuş ‘haah’ diyorum da başka bir şey demiyorum başım dönerken, kendi etrafımda dönerken bir kahkahayla kucağına düşerken aman Allah’ım sapsarı gökyüzü gecede ne arıyor kendini ışık falan mı sanıyor dan önce yanımda ne arıyor akıllı mısın canım sen…
Anlıyorsun hiçliğimde barınmanın imkânsızlığını, biraz daha iyi anlamış olsaydın küsmezdin bana ama ne yapalım en azından alınabilecek bir gönlün söz konusu. Yüzümü gömerim göğsüne ıslatırım işte bedeninin yabancı olduğu tuzlu bir karışımla anla beni lütfen kirlilik istemiyorum bu son olsun yeter bıktım!
Bir ölüyü hissedememem kızdırmasın seni, kursağımda; asıldığım hayattan kurtulsam birikmiş bir çığlık duyacaksın son sesim bu, şimdi konuşan ben değilim gibi. Hayatını kabul edemiyor ruhum.
Yan yana koltuklarda oturuyoruz ölümle, eli omzumda. Birlikte birçok film seyrettik, titreyen ellerime hâkim oldu ben resim çizerken aynı kulakla dinledik etrafı, yazarken elimi öptü her seferinde, birlikte yaşamaktayız yani ve diyor ki; “duymasın, sen beni seviyorsun.”
Ayaklarımın altından kayıyor dünya, hayır! Zorunluluk hali bu sadece…
Üşüyorum, hastalanıyorum. Umurumda değil canımın cehennemlik hali. Yarım kalmış kitabı elime alıyorum beni alıp götüren bir biletle ayırıyorum içime dahil olmuş cümleler ve henüz tanışmadıklarım bir zihnin ürünü olsalar da artık bağımsız bir kimlik kazanmış ancak birazdan kanıma karışıp hücrelerime hükmedecek, bilmem ki içime hayat akıtacak cümleler…
Bu karmaşa sürüp gidecek saçlarım uzarken, onlar da kırılırken sürecek, kendi mücadelemi verememenin acısı bir sürü insan için mücadele verirken çıkaracağım…
Yol kenarındaki otlar zihnimde bitiyor her ayrıntı gibi, güzel kokularını henüz saklayan iğdeler diziliyor…  Çukurlara birikmiş çamurlu suyu aydınlatan sokak lambası… aynı sahnede ayrı ayrıntılara takılıyoruz -gerçi bir ayrıntı sayılmam pek doğru olmaz ya-…
Nereye doğru gittiğimi bir bilsen, boş ver bilme ama ben gidiyorum içim koşuyor ya  adım adım ilerliyorum,  sevgili kısır döngüye doğru…
Planlara uymuyor ruhum, yağmura küsüyor, kendine de…
Ne yapacağımı bilmiyorum arkadaşlarımın dudaklarına dayıyorum parmağımı ‘şşşşş’ bir ölüyü rahatsız etmeseniz mutlu olacağım , sizi seviyorum ama biraz donmam gerekiyor…
Biraz donmam gerekiyor küsüyor zihnimde sakladığın sırların. Korkma benden daha saygılısını zor bulursun hem unutkanım çabuk çabuk hatırlamam sen sormadıkça…
Ayaklarımız yoruluyor, kaldırım taşlarının altına saklanmış sular üzerlerine basmamızla çığlığı koparıyor, üzerimize bulaşmasıyla çığlığının sonuna katılıyor çığlığımız; kirli su.
Yürüyoruz; öleceğiz. Yağmur yağıyor; yaşlanacağız…
Ertesi gün tüm vitrinlerde ayak izlerimize rastlıyor şehir, meğer kimse beklemiyormuş bunu. Ayaklarımızı saklamaya çalışıyoruz ve kıs kıs gülüyoruz. Gözlerine bakıyorum da tek tanışıklığımız bu ayak izlerinden ibaret ne diyorsun bu durama?
-kafanı kırarsam görmüş olursun
Tabi ki kıramazsın deli, bunu söylemen bile yanlışken –şaka yaptığının farkındayım ama istemiyor değilsin sanırım- hey kafamı kırmana yeltenmene karşılık kafanı uçururum.
-uçmak? İyi fikir ?”
Günler kırıp geçiyor.
Şşş bana imladan bahsedersen dil çıkarırım valla
Bana şarkı söylersen gülümserim
Şşşş geçmiyor içimin acısı, n’olcak?
Gitmek istiyorum, yaşayacaksam bari kopayım tüm tanışmışlıklarından. Yeni bir dil öğreneyim ve gideyim istiyorum. Yazayım çizeyim.
Şimdilik kalıyorum ve ölüyorum.
Yağmur yağıyor; ıslanıyorum, hastalanıyorum ve yaşlanıyorum… 
Anlamıyorsun bu havadan sudan muhabbetleri, oysa ben baharın gelişiyle biten otların rüzgârda salınmalarına isim koyamıyorum, sabah üzerlerinde damlacıklara güneş ışığının dişlerinin parlaklığını görüyorum kafamı kaldırdığımda bulutların arasında sırıtan bir güneş görmek sevdiğim bir insanı görmekten daha güzel olabilir bence. Hele böylesi bahar günlerinde güneş batmak üzereyken bulutların ışığa kattığı grilikte yeşilin tazecik tonlarının yağmurda yıkanmış olmasıyla beraber gözlerimize sunulması, rengârenk çiçekleri,  kelebekleri ve uyku sarhoşu börtü böceği görmek kokularını hissetmek yaşamlarının, güzel. Islak yolda aniden yağmura yakalanınca yolla bütünleşmek ama yağmura da kucak açmak, yürümek ve yürümek hep yürümek birazcık da koşmak.
Yağmur yağıyor, gece soğuk ve sen anlamıyorsun; ben yaşlanıyorum…
İçimde kalakalmış bir insanı fark edince salsıldığını görüyorum. Aldırma arkasında bir dizi daha insan var, kimisi durmadan zıplayan, kimisi durmadan içimi parçalayan falan ama hepsi içimi çürütüyorlar ortaklaşa. Desem ki hadi gel hepsini yok edelim desem gücümüz yeter mi hızla yaşlanır mıyız yağmurla beraber yaşlanıyorken bir de bu tür bir mücadele verirsek. Uğraşmak istemiyor olabilirsin ama sarsılma bari tek başıma halletmeye çalışırım biraz ihmal ederim seni onun için göz yumman haricinde bir fedakarlık istemem senden içimdekilerin çürük kokusunu duymaman için de öpme bir süre.
Yağmur yağıyor birbirimizden bahsediyoruz, yaşlandığıma dair can sıkıcı şeyler anlatıyorum çocuk yüzümle, yürümekte güçlük çekiyorum ya koluna yaslansam fena olmaz türünden şeyler.
Yağmur yağıyor, çok uzaktayım şimdi ama yaşlanmamın önünde bir engel değil bu özlememin de…

11 May 2011

Kayıp verilenlerin boynunda kaldı adlar

Cinayetin; işlendiği; yerdeki; kanların; yıllar; sonra; bile taze olması; ürkütmesin seni; kelimelerin küçük bir büyüsü. Uyku ruhumu alıyor, yüzüme dokunma susacağım. Gitmekle kalmanın ortasında merdivenlere yığılmış, içerdekinin görmeyeceği dışarıdakine farketirmeyeceğin bir cesedi sırtlayıp gitmiş olduğumdan beri bu kadar mutsuz olmadım sadece.

Üç bulutun yağmuru

 Tüm masum resimlerin karşısına çıkıp üzerlerine kusuyoruz, kendi çizimlerimiz olan. En güzel şarkıları koyuyoruz ortaya ben senden beş para fazla sahte sevdim, en iyi oynayan benim kimsenin anlamasına izin vermeyen ve ağızlardan salya akıtan benim, o kişi benim ben olmalıyımdan başka bir mücadelemiz yok küçük beynimizde. Düzenli olarak aldatıyoruz birbirimizi, sevişircesine. Suyu, saman altını kulakardı edip kötü kokulu suları vicdanlarımızın altından yürütüyoruz. Arif olan anlıyor ya düşüğün en düşüğü durumumuzu ama devam ettirilesi mimiklerimiz var maskelerimize ait, kaliteli hayatlar yaşadığımıza inandırmak isteyen gösteriş budalalarıyız, oo muazzam bir aşk bu, inanın.

10 May 2011

yaşam çiziği

stk'lı
feminist
kadın ve kültüler haklar falan uğraşır
karakalem yapar
öldüğünü sanır ama kanlı canlıdır ne hikmetse
kafası yerinde olmaz pek ama olduğunda kitap okuyordur
depresyonda ve evdeyse ya çay içiyordur ya da yeni bir tür yemek keşfetmiş onunla uğraşıyordur
pırasa ve pizza ve hamburger sevmez
kabusları vardır
çanı istediğinde kaliteli işler çıkarır
4 bir ve iki sıfırın bir arada bulunduğu bir karnesinin olduğu dönemi de olmuştur kötü olduğu dönemleri diplere vurduğu dönemleri de olmuştur
bok gibi de hissetmiştir
ama hiç düz bir çizgide yürümeyi başaramamıştır
genelde saçmalar çünkü asıl kişiliği pek konuşkan değildir, arkadaşlarıyla konuşmak yerine öğretmenleriyle konuştuğu için kendini beğenmiş olarak tabir edilmiş bir süre çekingendir ama sürekli ebeveynlerine yapılan kızınızın bi sorunu mu var konuşmadığı ikazları üzerine saçmalama bayrağını çekmiştir
sanırım biraz sıradışı bir hayatı var. hep iyi hissettiği gibi yaşamaya çalışmıştır ve salondaki avizeye doğru zıplamayı sever...

9 May 2011

mayıs: salıncakta bir çocuk

bir şarkı arardık dudaklarımıza yerleştirmek için tırnaklarımızı törpülerken, kucak açarken bir sevgiliye yani güzelleşmeye ve güzelliğe doğru akarken içimizi resmeden duvarlardaki çatlakları kapatan cinsten, en güzel ses değil en umutlu yüreğin , en sevgi dolusunun en incisinden kelimeleri bulutların yumuşaklığına gömen bir şarkı bir dosta sunulabilecekte aynı zamanda...
hayat iki kardeşin kavgaya tutuşması gibi de değil midir ikisininde medet umduğu kişi aynı kişidir, bir şarkıdan medet umuyorum ben de inanıyorum gerçekleşebileceğine..

şaka yapmıştım değil de boş boş konuşmuştum

eksiğim şu an yazamam o yüzden..
mantarlar çıkmış bir de yağmur sonrası nemli topraklarda, biraz börtü böcek inceledi biraz papatya kokladım falan doğa yaşıyor beni hayatına katmak istediği muhakkak bedenimden yeni ve güzel canlılar meydana getirmek gerek doğurganlıkla gerek cesedimle. buyur ne istiyorsan al elimde avucumda değil bedenim ama istemeden seni çiğnemekte sana yapışık bulunmakta al hadi şimşeklerinin, suyunun ateşinin gücünü göster gücünü göster sussuz ve aç bırak beni buyur hesaplaşmadan yen beni...

kitap: bir kaç şiir kitabı = murathan mungan- nazım - cemal s- oskar w- artur rimbaud . arada sırada latife tekin- ormanda ölüm yokmuş
tan yeri horozları- yaşaaaaarrr kemaall/ bir ada hikayesi 3(okunamamış bir haldeydi yarım yamalak yaralı) dağınık bir okuyucu oldum çıktım sanırım

tırtılcalıklara

sanırım kozamı tamamlamış bulunuyorum, kelebekleşmeye doğru.. oliver twist'in el salladığını görüyorum alice'le el ele tutuşmuşken evvet sonunda koza ve depresyon gibi bir şey ama değil...

kitap:
1- güneydoğuda gazeteci olmak (yılmaz odabaşı)
2- metal (m. mungan)
burdan sonra böyle eklentili olacak galiba yazılar...
ha bi de bitiremediğim iki kitabı da utançla sunayım 5 aylık faşizm bir yıllık underground kiss kender biraz sorumlu hissedeyim kendimi tüüü bana

tek rakibim yalnızlık..
ben ki ani iniş ve ani çıkışların kadını trampet falan kafamdan çıkardım ve ne trampetiymiş o öyle hah hadi gülümse dedim ama tabi ki sırıtmadım gülümsedim hmmm seviverdim kendimi ve sevenlerimi wayyy seveni de olurmuş uwww maymunlaşasım geldi bak :)
bilmiyorum bunu kaç kişi yaşamıştır da anlar ama ciddi anlamda damarlarım yandı, nasıl birşeydi wuuwwhh

8 May 2011

mahkumiyet

hayır değil!
(evet! öyle)

7 May 2011

Bir Günün Sonunda Arzu

Yorgun gözümün halkalarında
Güller gibi fecr oldu nümâyân,
Güller gibi … sonsuz iri güller
Güller ki kamıştan daha nâlân.
Gün doğdu yazık arkalarında!

Altın kulelerden yine kuşlar
Tekrarını eder ömrün ilân.
Kuşlar mıdır onlar ki her akşam
Alemlerimizden sefer eyler? .

Akşam, yine akşam, yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam

Akşam, yine akşam, yine akşam.
Göllerde bu dem bir kamış olsam!


biraz müzik varmış gibi de olsun :)

1234567890

biraz gerginlik biraz stres hazırlıklar vs ilk falan

aşınma

Hiç haber vermeden olur dönüşlerim, sıradan bir kapı çalışıdır duyulan evde; herhangi biri gelmiştir ya da hep  ordaymışım gibi bir geçiştir açıksa kapı, içeri. saatler gecikmiş olabilir diye, bekletmeyi sevmediğim  için, özlem dakikalarının çıkardığı kulak tırmalayan sesi haykırmak istemediğim içindir habersiz dönüşlerim. Bana ait olan diye tanımlanan tüm yalanları kafamda toparlarım; gerekenler ve artık işi bitmiş olanlar diye
 hiç haber vermeden tıpkı iyi bildiğim imla kurallarını söz konusu etmediğim gibi ama daha da ilerisi hiç mi hiç söz konusu değildir bir ayrılık sadece kısa süreli bir uyku hali gibidir pijamalarla karşılarına çıkmak isterim ancak henüz o kadar ceseratli değilim... iki kişiye ait tek parça olan bedenim.. bu tek parçanın içine yerleştirilmiş yıpranmış ve eski ruhun sanki anlamlanmış gibi  bu anlamlanmanın bedelin ödemek üzere bir sürü çatışmaya girmek üzere -yeteneksizliğini sergilemek üzere desem daha doğru olacaktır efendim- , bu tek parçanın mutluluk hali adını verdikleri ve uğruna acı çekilen duyguya sahip olmak için yüzüne aptal bir gülümseme çağırıp, saçlarısavrula savrula savaşacağına şahit bırakırken kendimi oh evet işte yeniden anlamsızlık bu gerçek bir mutluluk değil ama etrafımdaki insanlar ellerinde tuttukları canı burnunda sevgiler sunmaya başlamışlardır, sevinsem mi, üzülsem mi?mutluluk nasıl bir savaş sonucu elde edilir saçma mı bu insanlar o zavallı canlı bizim uyuttuğumuz hormonlarızı uyandırmak üzere yaratılmış olmanın acısını çekmeye başlar işte bu düşüncelerin zihnimizde savrulduğu an. o sadece sevginin kokusudur bir emir eri değil. bir tek parça değil, iki koca sevgi de değil bir yığın gen olayı var -işte burası işi karıştırıyor- böyle şeyler falan filan..

6 May 2011

her an belirebilecek bir başaşağı adam

biraz soğuk
biraz daha soğuk
bir şakanın gülücük anı
biraz şaçma
biraz sonra burada
elinde ayağında
sakalında
ayak tırnağında
her yerde biraz soğuk ve bir soluk
ben de burdayım birazdan
biraz omuz hizasında
biraz dizine yaslanmış
biraz sıcak

4 May 2011

al ışık kan lı gölge

teknolojiden nefret etmiyorum ama sağ göstermelerini de sevmiyorum bazen hiç bilmeden yanlış yapabiliniyor, neyse yanlış yapmamak gerek anladım olması gereken ve olmamasoı gereken değil de olmayı hakeden durumlar yaratmalı böyle tepe taklak buruş kırış olsa dahi.. şşşşş :) yemin mi etsem n'eylesem.. yine bir gülnihal aldı bu gönlümü'nün en alakasız halini zil çalan tüm kuş kanatlarına takaraktan takarak rak ve elbet böyle bir saçmalamak yine yolculuk yine yolculuk yolculuk yapmak o la la ohlala dönerekten başımı alıp giderekten ekten kökten sekerekten gülerekten ve işte severekten ne bileyim ben ah ne bileyim ben..
hapşuuuraraktan
öperekten
bir resim ekler ve gider cama yapıştırırım burnumu dışardaki polen saçan ağaçlara dil çıkararaktan :p
bir resim çizer ve ağaçları polensiz kısırlaşmış bir halde bırakmaz mıyım sanıyorlar :p
ya da genlerini değiştirip kendi polenlerine alerjilerinin olmasına sebep olmaz mıyım:p
çıkarırım acımı ben çıkarırım, intikam inti-kan 
ne bileyim ben. ah bileyim ben mfö dinleyeyim ben
bağlantı kopuk ikne etmeye çalışıyorum kafayı yemekten vazgeçmesi için baya küfrediyorum, tüm elektronik aletlere mütemadiyen söverim gör gör arkadaşlarımıda bazen söverken buluyorum, ama bir sabah bilgisayar kucağımda uyuya kalınca pat diye yere düşmesiyle uyanmam bir anlığına durumu tersine çevirdi karanlıkta yerde bir dikdörtgen görmek biraz heyecan verici. bunu da geçeyimöyle gün falan bilmem ama anneler günü tuhaf şekilde iç acıtıcı bir gün benim için hafta sonu bi şekilde uçuşa geçmem lazım anneme doğru ah çok özledim, yani şımartılmak ne olursa olsun içimizdeki saklı gururu gayet okşuyor..
tabi bu sırada gözüm kaşındığı için kızarık kızarık ekstra şaçmalıyorum bang bang bang
böyle, şöyle vesaire
tersime dönmekte üstüme yok ki kim tersime dönebilir kim ne nerede
burda da birileri var
olayın en heyecanlı bölümünde mi kesilir bağlantı ooooooooo olmaz ki bu da olmamalı olmasanaaa
ve bebeklerde ölür
demek öyle işte böyle dedikten sonra biraz sek sekte eklemeliyim bir karpuzlu mamül faciası daha mı yaratmalı laaaaaa aaaaaaa bu kadar yeter
bi' de bi' de bi' de tavşan = alice, harikalar dünya...
alice harikalar diyarında bir çocuk kitabı değildir!  fotoğraf anımsattı na'pim

3 May 2011

ne önemi var? bir önemi yok bir sonuca varmanın ama halen durumu kavrayamamış bulunmaktayım geride kalmış bir duygu durumu olmasa hayatımdaki en birinin hayata bağladığı dönemlerde bir bağlanmanın yaralayıcılığının yerle bir olmama etkisi zaten yerle birken yüzümdeki değilde ruhumdaki kendme karşı taktığım maske olması, bir gülücğün al al bir yüzün en yan etkili ilaçlığı mıydı, aşk mıydı? tabiki aşk tı demek ne derce doğru.. dünyamın en pozitif insanı, hiç incitmeyen, güzel bir sesi olan, zekama eş değer olmasa da aklıma eş değer ve çokta güzel bir yazısı olan yazısına "a" harfini yazma şekline özendiğim saf demek yerine meleksi bir hal..
ne zaman ki yaşadığım tramvadan sonra daha çok bağlandıysam ne zaman ki umut saydıysam kendi adıma ne zaman ki büyümeye başladıysam ne zamanki farklı yerlerde oturmaya başladıysak ne zaman aynalara neden diye sormaya başladıysam ne zaman bir mekana girerken eksikliğini hissedip düğüm düğüm olduysam o zaman aşk ı kendi çıkarlarım doğrultusunda kullanmaktan ötürü lanetlendim belki, ne zaman yanından ayrıldıysam, ne zaman uzaklaştıysam, ne zaman kanıma şiir karıştıysa sen olmayan durumların haricinde, ne zaman çekip gitmeye hazırlandıysam gözlerimizdeki cenneti yırttım bir uçtan bir uca..
aslında bir uçtan bir uca yırtılan benim ruhumdu, bir daha, bir daha, bir daha yırtılıyordu bir zevke bile dönüüyordu sesleri tüm sesler ve acıların..
akıllı, şirin, sessiz, kuralsız, kimine göre kendini beğenmiş bir sıradışının verdiği nefesin nefesinbe karışma durumu hiç mi bu karmaşayı çözmeye yardım edemezdi ya da neden etmedi?
uzun süren bir tramvada kayıp vermek burnumun direğini çılgına çevirmesini geçer diye beklemekle geçirilen günler inancın olduğu ama mutluluğun olmadığı, herşeyin düşmancasına kötüye doğru gittiği talihsizliğin kalbimdeki hüzünlere yerleşmekten zevk aldığı, hayatımdaki en acı verici sesin yürürken çıkan çakıl taşı sesleri ayaklarımın altında ve aynı görüntünün içinde hareket eden gölgem..
düüncelerimin karmaşık olması gü ndelik düşünme sistemine sahip olmamam ya da bir soruna binlerce ihtimal getirip eşit olasılık vermem arafta kalmama sebep olmakla beraber psikolojik olarak kaosa düşürüyordu -halen aşağı yukarı aynı ruh haleri mevcut- yani bu zaten çok zor sağlayabildiğim güven durumunu yerle bir etmek için yanıp tutuşan bir canavardı..
işin felsefik boyutunada bulaşınca aptal ruh halimle ekstra yerlebirlikler yaşamak durumunda kaldım
http://artblart.wordpress.com/2009/03/

http://mashable.com/2011/02/20/iphone-art-paintings/

http://chanel-news.chanel.com/en/the-places/chanel-and-colette-meet-in-ruesaint-honore/

geceli gündüzlü

22:56
01.05.11
Adımlarım sana doğruyken ne de çok üzülüyorum kendime emretmekten başka bir durum yaratamadığım için, içimdekilerin ağırlığından kurtaramadığım için sözlerimi, gülümseyemediğim için, sevinçten çıldırmış hallere giremediğim için, beni anlayamadığının farkına varıp kendimi anlatacak cümleler kuramadığım için ne de çok üzülüyorum…
Yanaklarımı şişiriyorum tüm başarısızlığım boyunca, bir çocuğumuz olsa aniden oldu bittiye gelmişçesine, her şey değişir mi, ah bana öyle geliyor ki ben iyi bir anne olabilirim ama asla iyi bir duygu durumuna sahip olan biri olamam bu böyle giderse.
Bir çocuk olsa annemin gözlerini alsa mavi baksa, senin inancını alsa peki ya ben ben ne verebilirim bir çocuğa sanırım tek bir şeye sahibim ya da kavramış bulunmaktayım ki bu özgür düşünce, düşüncelerini koklamasını canı sıkılınca çiğnemesini onlara hayat vermesini öğretebilirim belki birkaç bir şey daha ama bilmiyorum, mutlu olursun mutlu olur muyum? Olmalı mı?
Küçük kemiklerini sürükleyip götürüyor rüzgar, hayallerimin. bir şey izliyoruz birlikte aslında geçmiş hayatımdan bana kalan devam ettirmemin biraz adice olduğu bir durum olsa da hayatımda gerçekleştirmemin gerekli olduğu bir devrime alet olmak zorunda bırakacağım bazısının canının yanmasına sebep olacak ama canımıza minnet bir adilik aslında…
Fark etmeni beklediğim bir durum var aslında bana hikayeni anlatmak yerine masallar anlatmanı bekliyorum, o kadar gerçeklik var ki etrafta şeffaf ambalajlarda korunan, bana bir iki masal anlat hepsi bin bir gecede yer bulamamış ama yine de ayakta kalmayı başarabilmiş masallar baştan sona ‘a’ dan veya tercih ettiğin başka bir simgeden de oluşabilir kavramlardan uzak duygulara yakın bana nefes olabilecek iyileştirici özelliklere sahip basit ama ellerinde masmavi çiçeklere dönüşecek, mucizeleşecek hikayeler…
Sussan bile nasıl bir soluk oluyorsun bilemezsin aynı şehre karışmış varlıkların söz konusu olması bile muazzam bir etki yaratıyor yüzümde, bir tarih atıyoruz tüm takvimlerin bayramsız kalmış günlerine fırçanın kayıp şarkısını yansıtıyoruz tuvale “eheh heh he” hüzünlü sarılmaları yerinden söküp atıyor umudun tırnaklarım batıyor ruhuma ama alışık olmadıkları bu durumda...
Uykusuzluğumun yastık halinde kesiyorum yazıyı..
08:21


02.05.2011
Tabi ki kabus da gördüm ama sana ne denli teşekkür edeceğimi kucak dolusu bilemedim kelimelerinde hüzne rastlasam da aklımda her zaman gülümseyen ve asla incitmeyen bir görüntünün ışığı altında sonsuzluğa karışmış bulunduğun için ve tabi kimseciklerin hissedemediği 20 cm lik bir uzaklığın arasındaki müthiş iletişimin çiçeklerinin kokusu ruhumu sarmışken buluyorum seni en yakın arkadaşına rastlıyorum yıllar değiştirmiş yüzümüzü ama güzellik katmış görüntülerimize onca güzellikten sonra… bir hayatım da senin için mutlu olduğunda çıldıran sevinçten mutsuzluğunda kahrolan, paramparça olmuş hayatımdan biri… en keskin dualarım da mutlu olmanı sağlamayacak olsa da mutsuzluğunu kalbinden vuracak kadar iyi hedef tutturan…
Şimdi hikayendeki kişilerin kulaklarına fısıldıyorum ne denli bedenleri saran bir gülümseyişinin olduğunu sokakları anlamlandıran adımlarını, yeteneklerini, zihnime bıraktığın umudu, değerini ve cesaret oluşunu…
Sonra nerden çıka geldiysen gözlemimi açınca kaybolunca, bir şarkı yokluğundan istifade kanatıyor sabahı elmacık kemiklerimi kırıyor. Kalbim bir ıslak kelebek…
Bu resmin biten tarafında hep umut ve inancı simgeleyeceksin tüm yerleşkesinde hayatımın rüya gerçek fark etmeksizin…