17 Ara 2011

binlerce kanat, onbinlerce yüzgeç, bir baloncuk, küçük bir masal






Kocaman dalgalarla içe vuran müzik, hiçbir yerde hata yok. Hayır, mutlu olmak çoğunlukla yapılan yanlışların ve çirkinliklerin getirisi.
Yüzümü yıkadım, aynaya sıçrayan su damlaları, içine yerleşmiş gözbebekleri ve sadece ben.  Günün büyük bir kesimi bu an.

karın eriyeceği yok.

geçen yıl bu zamanlar, bu yıl geçen zamanlar
yüz yüze kalakalacağımıza ihtimal vermemekteydik oysa, şimdi tüm yaptığımız tüm bulutların yuttuğu güneşten de kayıp sözlerimiz,  aynı masaya konmuş kağıt parçalarından anlamsız bir sıkılganlıkla buruşturduğum elindeki, askıdaki atkın, kahvendeki fincanın, dönüşün kendine, garson kıza verdiğin tanıdık selam hepsi kahve fincanında, iletemediklerim senin adına eski bir kaç selam bunlar, denizin eksik olduğu görüntümüz dicle yeter bize, kaybolmuş yollar bizi çıkarır çıkarabileceği en iyi maviliğe, kızgınlığın yüzümeydi, kalsın bir sorunum yok bu konuda ısrar ısrar üzerine, umursamazlık, inaçsızlık hepsiniz üzerine. kopup giden görüntün, yatağın kenarından sarkıttılmış ayak, tavandaki uykusuzluğuma yetişiyor. sis...

kar tekrar yağacaktır da...

vişne suyuyla kara isim yazdığımdan da söz açmalıyım belki , sevdiğin bir kırmızıdır vişneden gelen. annemle anlaşamanız üzerine bir görüntü gibi geldi bana ama üşüyen ayakların oldu bir an, üşüyen ayaklarım sonra; garip, annem ısıttı.

kar eridi...

elleri yumuşacık bir adamla tanışmıştım geçen yıl bu zamanlar, hem de sıcacık üstelik severdin diye anlatmıştım adamın hallerini.

birbirimizi yeterince tanıyoruz. kar, yağmur, kuraklık...

iki arkadaş

geçen yıl bu zamanlar, diyarbakırın karanlığı, insan hakları haftasındayız, tabi...

sabah hastane, kar, umarsızlık, arkadaşlar, telefon konuşmaları,  müzik, yapmam gerekenler, yoksun da...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Noktala